Haziran, 2009 arşivi
Amerikan Rüyası
Murat tarafından, Konfederasyon Kupası kategorisi altında, Haziran 22nd, 2009 tarihinde gönderildi

Futbolsuz günleri yaşarken,ilaç gibi gelecek Konfederasyon Kupası’nı daha önce anlatmıştık. Yaz günlerinin ilacını izliyoruz büyük bir heyecanla. Kupayı TRT de yayınlasa, Ömer Üründül abimiz de yorumlasa katlanıyoruz futbolsuzluktan. Tabi tirübünlerdeki Vuvuzulu denilen o berbat sesli yerel çalgı (düdük) delirtecek iki maç daha izlersek ama neyse, bunlar yıldıramaz bizi…
Grup maçları tamamlandı dün akşam, A grubunda İspanya beklenildiği gibi 3’te 3 yaparak lider çıktı, arkasından da ev sahibi Güney Afrika 4 puanla yarı finalist. Ama diğer grupta sıralama büyük sürprizle sonuçlandı. Son maçlar öncesinde Brezilya iki maçını kazanmış, İtalya çok zorlandığı maçta Amerika’yı yenip, arkasından da Mısır’a 1-0 yenilmişti. Son maçlar; Brezilya-İtalya, Mısır-ABD şeklindeydi. İki maç da 3-0 lık sonuçla bitti. İtalyanlar kamyon çarpmışa döndüler Brezilya karşısında pozisyona bile giremeden kaybettiler. Diğer maçta ise Brezilya’ya son dakikaya kadar direnen, İtalya’dan 3 puan alan Mısır bu maçlarda tüm enerjisini kullanmış gibi Amerika’dan 3 yedi. Olayın ilginç tarafı, maç öncesi gurupta puanı olmayıp -5 averaja sahip ABD maç sonunda yarı finalist oluyordu.
İtalyanlar arkalarına baka baka dönecekler evlerine bugün; muhtemelen bavullarını toplamış olan Amerikalı futbolcular ise yeniden yerleşecekler otellerine. Çarşamba günü ilk yarı final eşleşmesi İspanya-ABD maçı var, Perşembe de Brezilya-Güney Afrika. Otoriteler turnuva başında finalin adını koymuşlardı zaten İspanya-Brezilya olarak, oraya doğru gidiyoruz. Keyfini sürelim…
Bize Utanç !!! Efes Pilsen’e Tebrik…


Böyle bir taraftar grubuyla aynı takımı desteklediğim için dün gece kendimden utandım. Türk basketbolunun utanç gecesini yaşattılar camiaya. Yazık ettiler böyle güzel, çekişmeli,heyecanlı bir şampiyonluk serisine. Ama Fenerbahçe basketbol takımı içinde de var böyle holigan zihniyetli adamlar. Maç boyunca bench’te oturup maç sonunda hakem masası tekmeleyen, rakibe dirsek atan basketbolcular! İmam-cemaat hesabı, sen sahada bunları yaparsan tribündeki küçük beyinli holiganlar da bunu yapar. Sadece utandım, utandık…

Tebrikler Efes Pilsen.
Kısa Kısa…
Mert tarafından, Kısa Kısa... kategorisi altında, Haziran 18th, 2009 tarihinde gönderildi
Şampiyonlar Ligi yarı final maçı sonrasında hakeme karşı saldırıda bulunan Drogba ve Bosingwa’ya UEFA’dan büyük ceza geldi. Drogba 6, Bosingwa ise 4 Şampiyonlar Ligi maçında oynayamama cezası alırken, Chelsea kulübü de 85.000 sterlin para cezasına çarptırıldı.
Bayern Münih kulübü açıkladı: “Ribery’yi hiçbir ücret karşılığında satmayacağız!“
Ronaldo’nun Real Madrid’e transferinde bir son dakika aksiliği yaşanıyor. Real Madrid kulübü ile Ronaldo arasında imaj hakları ile ilgili konuda anlaşmazlık bulunuyor ve bu yüzden imzada gecikme söz konusu.
Lyon’dan ayrılan Juninho Katar kulübü Al-Garrafa ile sözleşme imzaladı.
Manchester United Victor Valdes ile ciddi şekilde ilgileniyor. Barça ile olan kontratının son senesinde olan Valdes, önümüzdeki sezonun sonunda emekli olacak olan Van der Sar’ın yerine düşünülüyor.
Aykut Kocaman
Türk futbolundaki ender düzgün adamlardandır. Fenerbahçe’de kurtlar sofrasında ne kadar yaşar bilemiyorum. Emin olduğum bir şey varsa, o da Fenerbahçe’nin Aykut Kocaman gibi kamuoyunun ortak sempatisine sahip insanlara ihtiyacı olduğudur. 
Nasıl Fenerbahçe’lisi, Galatasaray’lısı, Trabzon’lusu Ertuğrul Sağlam’ın efendi kişiliğini takdir ettiyse ve onun üzerinden dolaylı olarak Beşiktaş’a sempati beslediyse, Fenerbahçe de Aykut Kocaman ile bunu başarabilir. Aziz Yıldırım’ın yıllardır Türk futbol camiasında yarattığı antipatik hava ancak bu şekilde dağıtılabilir.
Ayrıca Aykut Kocaman’ın sadece efendi kişiliğinden bahsetmek haksızlık olur. Benim futbol bilgisine de sonuna kadar güvendiğim biridir aynı zamanda. Eğer gerkeli yetkiler verilir ve işine karışılmazsa büyük ihtimalle başarılı olur. Tabi Aziz Yıldırım’ın bulunduğu bir yerde bu ne kadar mümkün olabilir? Hem de artık futbola karışacağını açıkladığı sezonda… Orada sıkıntı var işte!
“Ben Fenerbaaaze’nin Efzane Bazkanıyım…”
Ali Şen yine Fenerbahçe ve Türk futbolu hakkında garip açıklamalar yaptı. Ben röportajını baştan sona canlı dinledim. Şunu söyleyebilirim ki, hayatımda hiç bu kadar egoya maruz kalmamıştım. Öyle ki, 2 Fatih Terim, 3 Aziz Yıldırım ve 6 Hülya Avşar egosuna sahip efsane başkan. Yanlış anlaşılmasın, ben demiyorum. Ali Şen kendisini “Efsane Başkan” olarak tanımlıyor!
Şimdi, yarım saatlik bir röportajda nasıl oluyor da laf “Ben Fenerbaaaze’nin efsane bazkanı değil miyim zanım?” cümlesine geliyor benim aklım almaz. Benim dinlerken kendimi bu kadar rahatsız hissetmemin tek sebebi bu değil tabi ki. Ali Şen diyor k;
“Basında Aykut Kocaman ile Fenerbahçe ilk defa sportif direktörlük sistemine geçiyor gibi haberler var. Böyle bir yalan olabilir mi? Fenerbahçe’de sportif direktörlük sistemini ilk kez ben denedim!“

“…Zamanında ben teknik direktör Rauch’u takımın başına getirdim. Çok büyük teknik adamdı. Çarşamba UEFA kupasını kazandı, Cuma günü Fenerbahçe’nin başındaydı. O zaman Necdet Niş’i de sportif direktör yaptım. Yani Türkiye’de ilk! Sistem şöyleydi, benim başkan olarak hiçbir şeyden haberim olmayacaktı. Necdet her şeyden sorumluydu. Gerekirse Rauch’u kovacak, isterse futbolcu gönderecek, futbolcu getirecek, basına konuşacak vs.. Teknik direktör kovulursa ben ertesi sabah gazeteden öğreneceğim. Her şey yani, tam yetkiyle donatılmış. Ama olmadı, Necdet beceremedi…“
“Bu Topuz transferindeki Beşiktaş’ın becerisizliğidir. Bu olayın benzerini biz yaşadık. 1980 senesinde Beşiktaş İsa Ertürk’ün kulübü Zonguldakspor ile bonservis için anlaşmış, ben de gittim İsa’nın kendisiyle anlaştım. O zaman da başkan değilim, benden başkan rica etmiş transfer için. Tüm maddi giderleri de karşılayarak transferi yaptım. O zaman İsa Fenerbahçe’de oynamak istiyorum dedi, ben aldım getirdim. Beşiktaş alamadı. Becerikli insan ile beceriksiz insan arasındaki fark budur.“
Bu sportif direktörlük sistemini ilk ben getirdim cümlesini en az 8-9 kez söyledi Ali Şen. Ne kadar büyük yetkilerle donattığını da 4-5 kez açıkladı. Avrupa’daki menajerlik sistemlerine de genel olarak değinerek engin Avrupa futbolu bilgisini bizlerle paylaştı. Ama dünyada böylesine dengesiz yetkilerle donatılmış bir sportif direktörün var olmadığı ve var olmasının saçmalığı konusuna hiç değinmedi. Necdet Niş’in bir mağlübiyetten sonra baskıyı kaldıramayıp dağ evine kaçtığını sadece bir kez söyledi. Ama asıl suçlunun, onun üzerine bu denli baskı yaratacak kadar dengesiz yetkiyi veren Ali Şen olduğunu hiç belirtmedi. Övünerek anlattığı bu sportif direktörlük macerasının birkaç ay sürdükten sonra hezimetle sonlanmasındaki suçun, bu sistemi getiren kişi olarak kendisinde olması ise, Ali Şen’den beklediğimiz bir tespit değil tabi ki. Zira Ali Şen için önemli olan, altına imzasını attığı icraatın başarısı ve savunulabilirliği değil, medyada yer alacak “İLK BEN YAPTIM” cümlesidir!
Ben aldım, ben getirdim, parasını da ben verdim, ilk sportif direktörü ben atadım, Topuz’u alamayanlar beceriksiz, ben becerikliydim, ben efsane başkanım, ben Ali Şen’im, ben ben ben… Keşke elimde kaydı olsa da, röportaj boyunca toplam kaç kez “ben” kelimesini kullandığını sayıp buraya yazabilsem.
Türk futbolunda bugün antipatik görünenler Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören, Adnan Polat vs.. Belli ki hepsi zamanında egoyu ve yöneticiliği Ali Şen’den öğrenmiş.



Son Yorumlar