Temmuz, 2009 arşivi

Lu Gone O!

Ve Fenerbahçe Lugano ile yollarını ayırdı. Fenerbahçe o hırs küpü, o tansiyon hastası adamı, o sarışın kafayı, o deli mavi gözleri kapı dışarı etti. Peki etmeli miydi? Bunu ben de bilmiyorum, yazının sonunda öğreneceğim.

Diego Alfredo Moreno Lugano, orijini İsviçre, pasaportu İtalya fakat Uruguay doğumludur. Lakabı “Tota” yani bağıran, uluyan hayvan anlamına gelir. 29 yaşındadır. En az 33 gösterir. Çocukluğundan bir tane bulsam kendi evime de almak isteyeceğim süper bir suratı vardır. Ama ev müstakil olmalıdır, zira o renkli göz ve kıvırcık kafa, evi hipodrama çevirip günde 70 saat haldur huldur koşup, teyzesine yatarak girecek, misafirler üstünden top almaya çalışacaktır. Biraz düz topçudur fakat güçlüdür, o yüzden salonda vazoyu tabloyu kıracağına, dışarda ağacı kökünden sökmesi, ayılarla, yaban domuzlarıyla güreşmesi daha uygundur.

Lugano, 2006-07 sezonundaki Aziz Yıldırım’ın “Kare As” transferlerinden biridir. Diğerleri belki maça kızı çıkmıştır fakat acele ile olsa da São Paulo takımından koskoca Uruguay’ın kaptanını getirilmiştir. Lugano, 2006 yazından beri, Fenerbahçe’de 106 resmi maçta 9438 dakika oynamış, ki maç başına ortalama 89.03 dakikadır, ve o 1 dakikada nereye gitmiştir bilinmemektedir. Lugano, bir orta saha oyuncusu kadar da gol atmıştır.(13 gol) Bu arada bu maçların hepsi ilk 11’dir.

Bunların hepsi 11’dir çünkü, Lugano’nun asabileşince seni şaşal su gibi oradan oraya vurabilecek, tek hareketle seni kağıttan gemiye, uçağa, külaha çevirebilecek bir güç ve asabiyete sahiptir. Hiç bir teknik direktör Lugano cezalı veya sakat değil ise yedek kulübesinde yanında oturtamaz. Hem iyi bir topçu olduğundan dolayı oturtamaz, hem de asabiyet sınırları her futbolcu kadar geniş değildir, ondan oturtamaz.

Lugano, 3 senede 37 sarı kart, 5 kırmızı kart görmüştür. Bu rakamlar, yine defans oyuncuları olan Abdülkerim Durmaz, Bülent Korkmaz, Rambo Yusuf, Arap İsmail, Deli Nezihi ile kıyaslandığında hiçbir şeydir. Fakat kritik yerlerdeki kritik cezaları müthiş ön plana çıkmıştır. En büyük cezasını 5 maç ile Galatasaray maçındaki olaylardan ötürü almıştır. Olaylı maçtan bir süre önce“Fenerbahçe’den ayrılacak” haberlerinin çıkması, karısının sadece 3 aylık spor paketi alması, menajerinin de Juan Figer olması, akla acaba o kavgayı da bilerek mi çıkardı sorularını getirmiştir. Aslında öbür taraftan bakılırsa, Emre Aşık, belki de Lugano’yu bilerek tahrik etmiş ve ayrılma değil gönderme planı başarı ile gerçekleşmiş de olabilir. Çünkü bir Galatasaray’lıya Fenerbahçe’den en sevmediğin futbolcu kimdir diye sorulduğunda akla ilk Emre Belezoğlu, daha sonra Lugano gelebilir. Belki listelere hızlı bir giriş yapan Volkan Demirel de unutulmamalıdır fakat bilinir ki sadece Lugano devamlı Galatasaray’a gol atmaktadır. 2 sene önce Ümit Karan’ın basın toplantısı yapıp “Fenerbahçe’de bir kasap var, maçta bizi doğradı.” demecini de unutmamak gerekir.

Lugano kart görerek takıma zarar veriyor demeci yüzeysel değildir. Örneğin, Lugano 2006-07 sezonundaki Antalya maçında 4.sarı kartını görüp bir hafta sonra Sivas maçında cezalı duruma düşmüştür. Fenerbahçe Luganosuz bu maçta 2 puan kaybetmiştir. Kupa yarı finalinde Beşiktaş ile 1-1 biten maçta, Lugano kırmızı kart görmüş, 3 gün sonra Fenerbahçe Denizli ile evinde 2-2 berabere kalmıştır. Ligin son maçında, Galatasaray karşısında cezalı duruma düşen Lugano, 2007-08 sezonuna başlarken İstanbul Büyükşehir maçında oynayamamış, Fenerbahçe 2-0 yenilmiştir. Olaylı 2007-08 Galatasaray kupa çeyrek finalinde Lugano, kırmızı kart görmüş, ondan hemen sonraki Ankaragücü maçı 0-0 bitmiştir. Lugano, o Galatasaray maçında, Fenerbahçe 1-0 yenikken kırmızı kart görmüştür. Geçtiğimiz sene, yine olaylı Galatasaray maçından sonra 5 maçlık ceza almış, Fenerbahçe ondan sonraki maçlarda 6 puan kaybetmiştir. Bütün bu puan kayıpları, tümüyle Lugano’nun yokluğuna bağlanamıyor ise, bir şekilde Lugano’yu bir yere bağlamak gerekmektedir.

Lugano, son derece disiplinli bir şekilde, 3 sene hiç maç seçmeden, hiç forvet seçmeden Drogba’dan Tokatspor’lu Mustafa’ya kadar herkese aynı standardı göstererek oynamıştır. Lugano, artık Türkiye’yi de tanımış, Türkiye de onu tanımıştır. Zaten sorunlar, kavgalar, itirazlar, didişmeler bu yüzden tavan yapmıştır. Lugano, belki Tuncay’dan daha hırslı, Uche’den daha profesyonel, Müjdat Yetkiner’den daha göbeksiz, Högh’den daha sağlam, Luciano’dan daha golcüdür. Ve belki Fenerbahçe için de şu an bulunmaz hint kumaşıdır, fakat yeni bir oluşum için de tam sırasıdır. Belki, takımın şu an yapısı gereği, en gönderilmemesi gereken oyuncu gibi gözükmesi, tamamen Fenerbahçe’nin takım yapısının ne kadar cılız olduğunu göstermektedir. Fenerbahçe’nin belki de öfke kontrolünden geçmiş en az 6 adet Lugano gibi futbolcuya zaten sahip olması gerekmektedir.

Lugano, tabi ki bir para alacaktır, belki Lugano istemiş olduğu parayı başka yerde hakediyordur, belki Fenerbahçe’de diğer futbolcuların aldığı paranın yanında o para da bir şey değildir. Fakat takıma verilen zarar, takımın itibarı herşeyden önce gelmelidir. Lugano ile anlaşılamaması, 3 ay ortadan kaybolup, babası Juan Figer ile fellik fellik kulüp bakıp, telefonlara çıkmayıp, yine kös kös Fenerbahçe’ye geri gelip utanmadan trilyonlar istemesi değildir. Lugano istemiş olduğu ücretten biraz indirim yapmış olsa, Fenerbahçe yöneticileri bir stope bulamadıkları için onu sırtlarında Almanya’daki kampa götürecektir. Dolayısıyla, Lugano ile anlaşamama konusu, kulübe verdiği zarar ziyan ile, 100 yıllık Fenerbahçe Şerefi ile, itibarı ile ile hiç bir ilgisi de yoktur. Burada tek merak ettiğim konu, Fenerbahçe’den ayrılan Lugano’nun yeni takımının yeni sezonda küme düşüp düşmeyeceğidir.

Yorum yok

Numaranın Adamı Ol…(4/5)

William Gallas ( 10 )

Fransız futbolunun sıkça kullandığı sömürge ülkelerindeki siyahi, güçlü ve disiplinli futbolcu tipinin en iri kıyım örneklerinden biri. Fransa’da küçük ve isimsiz bir takımda (Caen) başladığı futbolunu Marsilya’da büyütmüş, birkaç sene içinde de sınıf atlayarak İngiltere’nin çamurlu yollarını tutmuştu. Şu anda Arsenal’de bir stoper olarak giydiği 10 numaranın özel bir anlamı var aslında. İngiltere’de oynadığı ilk kulüp olan Chelsea’de, Mourinho’nun gelişinden sonra huzursuz olmuş, sürekli mevkiisi dışında açıkça sevmediğini ve beceremediğini söylediği sağ bek-sol bek oynatılarak Mourinho’nun oyuncağı yapıldığını iddia etmişti. Hatta ipin ucunu kaçırıp bu şekilde maçlara çıkmayacağını, çıkarılırsa da oyundan atılmak için herşeyi yapacağını söylemişliği bile vardı. Tüm bunların üzerine, Chelsea’de Ballack transferi yapılıp bir de üstüne onun 13 numarası Ballack’a verilince çileden çıkmış, Mourinho’nun onu takımda tutmak için “Ben ettim, sen etme” nidalarına aldırmadan (Sonraları, takımda tutmak için bu kadar didindiğim başka topçu olmamıştır herhalde gibi açıklamalar yapmıştı) Ashley Cole karşılığında sadece ev değiştirme zahmetine katlanarak Arsenal’in kapısına dayanmıştı. 10 numaranın hikayesi de böyle başlamış aslında. Arsenal’de babacan Wenger de “Siz Gallas’ın değerini bilemediniz, on numara topçudur o!” deyip efsane Bergkamp’tan sonra kime verilir acaba diye üzerine bahisler oynanan 10 numaralı formayı yapıştırıvermiş Gallas’ın sırtına. Gallas da “Beni yeter ki mevkiimde oynatın, her numara kabulümdür” diyerek mevkii-forma numarası ilişkisine yeni bir boyut katmıştır. Bilinen ve en dokunaklı garip forma numaralı futbolcular hikayesi budur sanırım. Mourinho’nun içinde kalmış olmalı ki, şu sıralar İnter’in kancası 10 numarayı çekiştirmekte!

1 Yorum

Transfermers 2: Yenilenlerin İntikamı

23 yaşında, müthiş bir Brezilyalı. Bırakın telefon kulübesini, komodinde bile çalım atar. 4 senede 103 maçta 111 gol, milli takımda 45 maçta 47 gol. Uğur Boral’dan daha teknik, Selçuk’tan daha savaşçı, Ali Bilgin’den daha süratli. Savaşan bir kadro hedefleyen Fenerbahçe, aradığı yıldızını en sonunda buldu. Los Angeles Bayan takımının 10 numarası Marta Vieira.

Fenerbahçe ilk hazırlık maçında şov yaptı.

Benim için bu maçın skoru hiç önemli değil, önemli olan mantalite, Uğur Boral daha hazır değil gibi teraneleri bana sakın anlatmayın. Ben anlamam. 

Senin, Gökhan Gönül’ün kafa golü attığı, Önder Turacı’nın bile gol attığı, kadroda bir tek Lefter’in olmadığı bir maçı en az 11-0 yenmen lazım, fakat sen 4.dakikada Bölgesel Lig’e yüzde yüz gol pozisyonu veriyorsun.

97’de TSYD kupasında Galatasaray Beşiktaş’a 6 gol atarken, tarih sayfalarında 6-0’ın yanında parantez içinde Beşiktaş gençlerle çıkmıştı yazmıyor. Adamlar 6 tane attı, çekti gitti.

Veya Rijkaard 4-3-3 oynayacağım diyor, hücum diyor, 4 hazırlık maçında 4 gol atabiliyor. Rakiplerin daha adını söyleyemiyorum, Rijkaard’ı eleştiren kimse yok. Peki bu mudur hücum futbolu? İster gençlerle çık, ister bayanlarla. Haftaya ön eleme maçı var. Bir ton gol atman lazım. Bir de niye ille de 4-3-3?
Fakat Yılmaz Vural’ın bile Etoo, Messi, Xavi ile Şampiyonlar Ligi’ni kazandırabileceği bir Barcelona’da sen Rijkaard’ı göklere çıkarırsan, Aragones’i İspanya’nın taktiğinin aynısını burada oynatmaya çalışıyor diye yerin dibine sokarsan, veya Zeman sadece 4-4-3 biliyor diye adama voleybolcu, köylü dersen daha ben de birşey diyemem.

Tekrar dönelim Fenerbahçe’ye.

Fenerbahçe’nin tek savaşacak oyuncusu kesin ve kesin Mehmet Topuz.
Bunun lamı cimi yok.
Çünkü başka oyuncu yok.
Kadro aynı. Tempo aynı. Kimya aynı.
Özer pres yapar mı, oyun bozar mı bilmiyorum. Fakat Emre Belözoğlu yakında ağzını bozar, orası kesin.
Kısacası yeni hiçbir şey yok.
Savaşan kadro falan da olmayacak.
Herşey aynı.

Fakat ilginç birşey var. Benim bildiğim kadarı ile “Genç Semih”ten sonra en uzun ve tek genç Gürhan’dı. O da artık yok. Belki onun yerini İlhan alacaktı. O da yok.
Eğer Aykut Kocaman onay verdiyse, konuşacak birşey de yok.

Fenerbahçe’ye asap bir sol açık, bir sağ açık, Lugano kalmaz ise bir stoper, bir kaleci ve 2 orta saha şart.Ha bunlar zenci mi olur, müslüman mı olur ben bilemem.
Hani belki sol ve sağ açıkları iyi birşey alırsan, 2 Alman veya 2 Fransız alırsan belki o zaman forvete de gerek yok. O zaman Güiza’yı baştan yaratabilirsin. Bu arada çok net söyleyeyim, ne Daum, ne Aykut Kocaman, ne Aziz Yıldırım, ne de Semih, Semih’i ilk 11’de düşünüyor.

Güiza – Lincoln eşanlamlılarını başka bir yazıya bıraktım. Aykut Kocaman severler çok üzülecekler, fakat yapacak birşey yok.
(Bkz. Aykut Kocaman’ın açıklaması, “Bu şekilde devam ederse Güiza’ya ceza verilebilir.”)

Korkarım şu olacak.

Hatırlarsanız, Aziz Yıldırım 2006 senesinde istifa etmiş, geri geldiğinde 1 ay içinde 55 milyon Euro’luk 4 transfer yapmıştı.İşte Lig’e veya Avrupa ön elemelere girerken Aziz Yıldırım yine pat çat küt 2-3 adam alacak.

O sene belki sadece Kezman’ın yerine doğru dürüst bir adam alsa, Fenerbahçe belki o sene Şampiyonlar Ligi’nde final oynayacaktı. Geçtim Edu’yu, Odun’u, Deivid’i, Lugano’yu.

Zaten bu Güney Amerikalılar sakatlanmadan, sözleşmeleri bitmeden hiçbir şey yapamıyorsun.
Deivid’i bile en iyi döneminde satamadın, şimdi kös kös sözleşmesinin bitmesini bekliyorsun.
Alex, Carlos höt diyor, sen 3.5 milyon Avro diyorsun.
Belki bir tek Lugano’ya dersini verebilirsin.
O da eğer durup dururken Beşiktaş’a gitmez ise.

Çünkü Brezilyalıların sağı solu belli olmaz.
Çünkü bu adamlar sağ gösterip sol vururlar.
Çünkü bu adamlar seni beni yerler.

Çünkü bunlar adamı çok rahat Juan Figer.

Yorum yok

Sonunda…

Aylardır konuşuldu, yazıldı, çizildi ve resmi açıklama geldi şu durgun futbol günlerinde. Evet Tevez Manchester City ile sonunda anlaştı. 5 yıllık kontrat imzalayan Arjantinlinin City’e maliyeti yaklaşık 25 Milyon Pound. Chelsea’ninde istediği Tevez’in tercih sebebi ailesiymiş. Manchester’da yaşamaktan çok mutlu olan ailesi  için Tevez Londra ekibinin teklifini reddetmiş. Bakalım bu sene farklı bir City izleyebilecek miyiz ?

,

Yorum yok

Numaranın Adamı ol…(3/5)

Oynadığı mevki ile forma numarası uyumsuz olan futbolcuları yazmaya devam ediyoruz. Serinin üçüncü ismi bir kaleci ; Jorge Campos… 

Menejerlik oyunlarında dahi özelliklerinde kaleci / striker yazan, penaltı kurtarma uzmanı, giydiği rengarenk formalarıyla oyun içinde orta sahaya kadar çıkıp verkaçlarla çalım atarak asist yapma cesaretine sahip dünya futbol tarihinin görüp görebileceği en çılgın ve özel kalecilerden biriydi (Higuita adını da bir kenara not ediyoruz). Her daim değiştirmiş olsa da forma numaraları da akılda kalıcı ve kalecilerde görmeye alışık olmadığımız sayılar olmuştur. Ama bu sayıların en ilginci 9’dur muhakkak. Tamamı kendi tasarımı olan (tasarımlarını yerel halk kıyafetlerinin renklerinden seçermiş mutlaka) formaların numaralarını da kendi seçer ve takım arkadaşları da hiçbir zaman itiraz etmezlermiş. 130 defa milli olmuş ve resmi olarak attığı 38 gol, ceza sahasına kadar girerek yaptığı efsane 2 asisti mevcut bir oyuncunun “Zamanında mahalle arasında oynanan maçlarda beni kaleye geçiren arkadaşlarım olmasa, şimdi nasıl forvet olduğumu herkes görürdü” diye hayıflanmış olmalı ki, sırtına 9 numarayı geçirivermiş. Ee haksız da sayılmaz hani! Bu kadar renkli bir kalecinin sıradan bir kaleci numarasıyla yetinmeyeceği kesin. Bir de dipnot…Onun tasarladığı formalar, hala Meksika statlarının önünde esnafın geçim kaynağı olmaya devam ediyormuş. Ne faydalı bir adamsın sen Campos !

 

Related Posts with Thumbnails

1 Yorum