Eylül, 2009 arşivi
Anne,Baba ben iyiyim.
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Eylül 2nd, 2009 tarihinde gönderildi
Sevgili anacığım, sevgili babacığım,
Öncelikle hayırlı Ramazanlar diliyorum. Nasılsınız inşallah? Umarım sağlığınız, sıhhatiniz yerinizdedir. Hepiniz gözümde tütüyorsunuz. Beni sorarsanız, nasıl olayım, sağlığınıza duacıyım. Burada günler çok yoğun geçiyor. Her gün antreman var. Fakat antremanlarımız çok neşeli ve eğlenceli. Bilirsiniz, eski hocam kel ve biraz agresif idi. Ondan kel olmasın, Koch diye bir hocamız var, sizlerden, İstanbul’daki akrabalarımdan çok onu görüyorum. İnanın her gün beraberiz. Yatıyoruz, kalkıyoruz Koch. Yatıyoruz, kalkıyoruz Koch. Fakat bizi aynı zamanda bizi çok eğlendiriyor. Maçlardan sonra şınav cezaları, alkışlar, kucakta taşımalar derken biz hem öğreniyoruz, hem eğleniyoruz.
Ana, sen hemen yemeğimi soracaksın, biliyorum. Onu düzene soktum. Kaşıkla diye bir yer buldum, her sabah yağlamamı, yağ mantımı, tandır böreğimi, katmerimi, şebitimi yiyor, antremana öyle çıkıyorum. Su molalarında terli terli soğuk su içmiyorum. Arkama da bez sokuyorum. Yani beni merak etmeyin. Ben iyiyim.
Televizyonda bir ara gördüyseniz saçlarımı kısalttım. İstanbul medyası en ufak hatamda bana yüklenmesin diye kısacık kestirdim. Burada medya çok kötü ana. Bunlar adama Beşiktaş forması bile giydirirler ana. Bu arada Aydın Toscalı ve Ali Turan’a selam söyleyin. Saçlarını sakın kestirmesinler, ben onlarda gençliğimi görüyorum. Benim veliahtlarım onlar.
İstanbul gerçekten çok büyük bir şehir, ana. Bizim oralar da büyük ama burası gibi değil. Burada her gün bir olay var. Ergenokon var, el bombası var, açılım var, trafik var. Trafik demişken, buradaki en geniş yol, bizim Mahmut Emmi’nin bağına giden yoldan daha dar. Nerede bizim o 6 şeritli yollar. O yüzden burada büyük bir metro çalışması yapılıyor. Onun önünde de bir tabela var, şöyle yazıyor. “Kazılacak tünel boyu : 52241 metre. Bugün kazılan tünel boyu : 129 metre.” Bu metro, Beşiktaş Şampiyonlar Ligi’nden çıkana kadar muhakkak biter, ana.
Baba, geçen gün 2.3 milyon Avro’nun ilk taksidi Ziraat Bankası hesabıma yattı. Birazını hemen vadeliye yatırdım. Kalan kısmın bir miktarını evde halının altına koydum, birazı ile altın aldım, biraz da bakır aldım. Bakır fiyatı yükselecek diyorlar, baba. Bu arada Transfermarket.de’de benim fiyatımı 7 milyon Avro olarak yazmışlar. Gadasını aldığımın, bu parayı nereden çıkarıyorlar anlamıyorum? Başkan, Kayseri’ye 5 milyon+Emreciksin’i verdi. Emreciksin için Fenerbahçe 2.5 milyon Avro vermişti. Toplayınca 7.5 ediyor. Düzeltilmesi için Transfermarket’e faks çektim, bekliyorum. Tabata da Antep’den 8 milyon Euro’ya Beşiktaş’a geçti. Ah, keşke Antep’e geçseydim baba. Hazır Yıldırım Demirören varken bu işleri halletmek lazım. Sonra çok zor oluyor. Kayseri’deyken Yıldırım Demirören benim bonservisim için 6 milyon Euro vermişti. Gitti, Tabata’ya 8 milyon verdi. Bundan önce, Beşiktaş zaten Antep’ten aldığı futbolculara 37 milyon dolar ödemiş. Sanırım benim kariyerim için Avrupa’ya değil, Antep’e gitmem gerekiyor.
Erkilet nasıl? Bağdaki cevizleri silktiniz mi? Kabak çiçekleri toplandı mı? Hasbağ nasıl? En çok Kayseri Yolspor’ü özledim. Ahhh ah, orada her maça ilk 11 çıkardım. Fakat İstanbul beni çok üzüyor baba. Geçen Denizli maçında, 87.dakikada oyuna girdim. O gece sinirden 2 kilo pastırma yedim. Sırt, hem de ekmeksiz. Rize Stadı’nın açılışı var idi. Orada 90 dakika oynadım, bir de güzel gol attım. Nafile. Bir de geçen Pazar günü de Manisa maçının son 15 dakikası oyuna girdim. Benim cüzdanıma eurolar girdi, fakat ben daha ilk 11’e giremedim. Sanırım Hocam beni Kadıköy’deki Galatasaray maçına saklıyor. Bu arada milli maç kadrosuna da seçilemedim. Yavaş yavaş Fatih Terim de beni unutuyor mu dersin?
Burada yeni arkadaşlar edindim. Hepsi az biraz yanık tenli Anadolu çocuğu. Dos Santos, Baroni, Bilica, bunların hepsi benim gibi takıma yeni katıldılar. Dos Santos sol haf, fakat biraz daha kenarlara inmesi lazım. (Ana, sol haf ne demek, babam bilir. Babama sor.) Carlos o kanattan çok sık gelemiyor. Arkayı çok bırakamıyor. Gökhan Gönül gibi de değil. Zaten memleketine dönecek sanırım. Onun kütük Sao Paolo. Emre’nin, Kazım’ın, Gökhan’ın, hepsinin bu sene maşallahı var. Sanırım sizin gönderdiğiniz keçi boynuzu pekmezi işe yaradı, çünkü Emre önüne geleni dövüyor, yıkıyor, kırıyor, kesiyor, hakemleri elinden zor alıyoruz. Bizim yeni Rambo’muz o. Yardımcı hakemler korkudan bayraklarını saklıyorlar. Bu arada takımda toplam 8 tane yabancı var. Hepsi iyi çocuklar. Ha unuttum, aslında 9 yabancı var. Çünkü bir de Uğur Boral var, fakat o futbola yabancı. Ama çok iyi çocuk. 41 tane cami yaptırmış, o yüzden hala Fenerbahçe’de.
Sevgili anacığım, sevgili babacığım…
Uzun lafın kısası beni merak etmeyin. Televizyonlara, maçlara, programlara çıkmıyorum diye endişelenmeyin. Ben iyiyim. Rahatım yerinde. Emmimgiller, kaynımgiller, Uğurlugiller “Oğlan nerede yahu, nörüyo, 10 trilyona İstanbul’a getti, yedek galmaya mı getti” diye soruyorlarmış. Ben de yedek kalıyorum diye üzülüyorum, fakat benim de sıram gelecek. Geçen Daum Hocam’a sordum, “Hocam ben ne zaman oynayacam, kendimi iyi hissediyorum. Baroni oynuyor, sağ bekte Bekir oynuyor, sağda Kazım oynuyor, ya ben ne zaman oynuyacam?”, bana “Herr hausun die bi ein idir” dedi. Ne zeki adam, boşuna Dahi Daum dememişler.
Ahhh ah…
Evliya Çelebi de Kayseri için çok güzel demiş: “Makulat ve imalata has beyaz ekmeği, lavaşa yufkası, katmerli böreği, lahm-ı kadit namı ile şöhret bulan kimyonlu sığır pastırması ve nilskli et sucuğu bir tarafta yoktur.”
Hoşçakalın, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.
3 sene sonra görüşmek üzere.
Oğlunuz.
Not : Başkan, 3 sene için eşe, dosta, düşmana, herkese söz vermiş. Onu tutmadan gelemem. Yani siz yatın, ben biraz geç gelecem.
Bir Garip Maç…
Mert tarafından, Avrupa'dan Futbol kategorisi altında, Eylül 2nd, 2009 tarihinde gönderildi
Pazar günü Belçika 2. ligi takımlarından Leuven-Lierse maçındaydım. Uzun zamandır takip ettiğim, geçen günlerde de Beşiktaş’a önerdiğim, Leuven takımının 8 numarası Maxime Annys’i izlemek için gittim maça. Takımı kaybetse de Annys yine iyi bir maç çıkarttı. İstikrarlıdır, zaten en büyük özelliği de bu. Neyse; Şeref Yalçın da şans eseri Belçika’daydı ve hemen Leuven yönetimiyle masaya oturduk. Kapıyı 300.000 Euro’dan açtılar, 180.000 Euro’ya bağladık işi. Hemen başkanı aradım sonra, transfer başarımızı anlatmak için. Fakat Demirören Annys’in Antep’te oynamadığını öğrenince transfer yattı. Biz ne yaptık? İbrahim Kızıl’a bir telefon, 180.ooo Euro’ya aldık çocuğu Antep’e. Seneye de Beşiktaş’a ittiricez 6-7 milyona.
Şaka bir yana, 2 gündür iş için Belçika’daydım. Pazar öğleden sonra bir şeyler yemek için otelden çıktığımda yakınlardan bir yerlerden tezahüratlar geldiğini duydum. Hemen İstanbul’u Serhat’ı aradım, baktı internetten. Leuven-Lierse maçı varmış, başlamasına da 4 dakika var. Olmaz böyle bir tesadüf dedim aldım bir bilet, girdim içeri…
1. Bilet fiyatları 12 ve 15 Euro. Ben 12 euroluktan aldım ama aradaki farkı içerde öğrendim, çünkü bilet satan dayı İngilizce bilmiyordu. Fark koltuklu-koltuksuz tribünmüş, ayakta izledik maçı.
2. 4-5 bin kişilik bir stadı var Leuven’in ve tribünler neredeyse tamamen doluydu. Ama hangi takımın Leuven olduğunu anlamak uzun sürdü, çünkü tribündeki dağılım yarı yarıya gibiydi. İşin doğrusunu öğrenmek için devre arasını beklemek zorunda kaldım.
3. Devre arasında birkaç elemanla muhabbet ettik. Türkiye’den geldiğimi, sesi duyup maçı izlemeye girdiğimi öğrenince çok şaşırdılar. En az bizim kadar futbolu seviyorlar. Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray’ı geçtim, Sivas, Trabzon hepsini tanıyorlar. Beşiktaş’lıyım diyince Sergen dedi birisi. Chelsea maçından biliyormuş.
4. Konuştuklarımdan birine forma koleksiyonu yaptığımı, bu yüzden Leuven formasını satan bir yer aradığımı söyledim. Şurada Fan-Shop var, orada bulursun dedi. Maçtan sonra gittim, mağazada forma yok. Hatta mağazada hiçbir şey yok. Valla forma ancak sezon sonuna doğru gelir dedi! Anı olsun diye bir Leuven atkısı aldım. Futbol daha her yerde endüstriyelleşmemiş.
5. Bira içerek statta maç seyrektmek harika bir şey.
6. Leuven ufacık bir şehir, yollar bile bomboş. Takımları da rezalet, bizim halı saha takımından kalburüstü biri o orta sahada banko oynar. Ama buna rağmen yaşlısı, kadını, erkeği, çoluğu, çocuğu maçta. Herkes en ufak bir çalımda, bir güzel pasta alkışlıyor, yeri geliyor hakeme sinirleniyor, takımına kızıyor. O rezil maçı izleyip, takımlarını yine de destekliyorlar. İşte lokal futbol gelişmeli dediğimiz bu! Adamlar Leuven’de oturuyorsa Leuven’i tutuyor, Anderlecht veya Standard Liege’i değil.
7. Ve son olarak, bu maçı izledikten sonra bilmediğim liglerin ikinci, üçüncü liglerine bahis oynamaktan vazgeçtim. Oynanan futbolu, sahadaki rezaleti gördükten sonra, ben bu maçlara mı çoluğun çocuğun rızkını basıyordum dedim. Öyle xscores’a bakarak gol olmasını beklediğim anlar geldi gözümün önüne.
İnsan mısın ?
Murat tarafından, Avrupa'dan Futbol kategorisi altında, Eylül 1st, 2009 tarihinde gönderildi
Geçen haftaki Anderlecht – Standard Liege maçından aşağıdaki kötü görüntü. Bu kadar büyük paraların döndüğü, böyle büyük bir sistemde bunların olması normal sanırım. İnsanlar birbirini öldürüyor para için, bu kareninde bundan farkı yok bence. Hamleyi yapan adam daha 20 yaşında adı Axel Witsel ve geçen sene en değerli genç oyuncu seçilmiş Belçika’da. Ne diyelim yazık demekten başka.

11 hafta da ceza almış. Versen ne olur vermezsen ne olur.



Son Yorumlar