Eylül, 2009 arşivi
Yengeye Saygılar #2
Murat tarafından, Yengeye Saygılar kategorisi altında, Eylül 24th, 2009 tarihinde gönderildi
Kocaelispor Sonunda Kaybetti…
Murat tarafından, Bank Aysa 1. Lig, Ömer Doğukan Saraç kategorisi altında, Eylül 20th, 2009 tarihinde gönderildi

Uzun zamandır maddi sıkıntılarla boğuşan,yönetimde sıkıntıları olan, eski oyuncularının neredeyse tümüyle yollarını ayırıp yaptığı transferlere lisans alamayan Kocaelispor sezon başından beri geçen seneki paf takım oyuncularıyla sahaya çıkıyor. Şu an 23 kişilik kadronun yaş ortalaması 20. Takımda tecrübeli isim olarak sadece Cem Sinan ve Serdar Topraktepe var. Bütün olumsuzluklara rağmen takım ortaya koyduğu mücadeleyle spor kamuoyunun her kesiminin takdirini kazandı. Daha önemlisi bu durumda bile camianın gururunu kıracak kötü sonuçlar almadı.
Sezonun ilk maçında Bucaspor’a 4-0 mağlup olarak umudumuzu yitirmeye başlasak da sonra 1-1lik Hacettepe, 2-2 Boluspor, 0-0 Adanaspor beraberlikleriyle kendimize olan güvenimiz yerine geldi. Ancak dün oynanan maçta Samsunpor karşısında 56.dakikaya kadar dayanabildiler. 90+3. dakikada gelen golle 2-0 geriye düştük ve maç bu skorla bitti. Aklıma “FM 09″ klişelerinden görmeye çok alışkın olduğum “brave Kocaelispor finally lose” geldi. Geçen sene Serhat Akın, Kemal Aslan, Bülent Bölükbaşı, Nenad Jestrovic, Tolga Seyhan vb. yıldız(?) isimler kadromuzdayken ne kadar başarılıydık ? Yıldızların sadece kağıt üstünde isimleri vardı. Ama bu çocukların yürekleri var. Ve ben mücadele eden, kentimin 90-91-92 doğumlu çocuklarını oynamayan yıldızlara tercih ederim.
Skor ne fark eder senin yüreğin yeter !
Ömer Doğukan Saraç
İstikrar ?!
Çok fazla yazmaya çizmeye gerek yok, tablo açık. Mustafa hoca, haftalardır kendini inkar eder durumda. Çıkardığı 11′lere bakınca sadece savunmanın göbeği Ferrari-Sivok ve onların önündeki Ernst aynı. Kalanı ya değişmiş ya da takım içinde pozisyon değiştirmiş. Tabi Mustafa Denizli ilaç arıyor diye de düşünebiliriz ama onun yaşında ve tecrübesinde bir Teknik Direktörün takımları takım yapan en önemli özelliğin istikrar gerçeği olduğunu biliyordur herhalde.
Önümüzdeki günler istifalar getirecek gibi gözüküyor Beşiktaş’ta. Ama bu da “istikrar” adına yine kayıp.
| İBB | Beşiktaş | Gençlerbirliği | Beşiktaş | Galatasaray | Beşiktaş | Beşiktaş |
| Beşiktaş | Antalyaspor | Beşiktaş | Antepspor | Beşiktaş | ManUtd | Kayserispor |
| Hakan | Hakan | Hakan | Hakan | Rüştü | Hakan | Hakan |
| Erhan | Erhan | Erhan | İbrahimKaş | İbrahimKaş | İbrahimKaş | İbrahimKaş |
| Sivok | Sivok | Sivok | Sivok | Sivok | Sivok | Sivok |
| Ferrari | Ferrari | Ferrari | Ferrari | Ferrari | Ferrari | Ferrari |
| İsmail | İbrahim Ü | İbrahim Ü | İsmail | İsmail | İbrahim Ü | Ekrem |
| Ernst | Ernst | Ernst | Ernst | Ernst | Ernst | Ernst |
| Fink | Fink | Fink | Fink | Ekrem | Ekrem | Tabata |
| Yusuf | Nihat | Uğur | Serdar | Serdar | Serdar | Serdar |
| Tello | Tello | Tello | Tello | Yusuf | Tabata | Tello |
| Holosko | Bobo | Holosko | Holosko | Tabata | Holosko | Nobre |
| Nobre | Nobre | Nihat | Bobo | Nihat | Nobre | Bobo |
3 Şey
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Eylül 20th, 2009 tarihinde gönderildi
Bir Fenerbahçe’linin hayatta en sevmediği 3 şey…
Biraz takım oyunu bilen, isimsiz futbolculara sahip, soğuk bir rakip.
Ayak altında dolaşan 6 tane hakem.
Ve Galatasaray’ın, Avrupa’da maç kazandıktan 2 saat sonra Fenerbahçe’nin yenilmesi.
Üçü de malesef Perşembe gecesi gerçekleşti, ve Fenerbahçe yenildi.
Aslında maça ne hakemin tesiri oldu, ne de başka bir şeyin.
Bir tek şeyin etkisi oldu, onu da Fenerbahçe ters anladı.
Sezon başında Fenerbahçe’nin bu sene ısıracağı deklare ediliyor.
Ve hakikaten Fenerbahçe yavaş yavaş ısırmaya başlıyor. Fakat karşı takımı değil, bizzat kendini ısırıyor.
Manisa ve Bursa maçlarında takım “Biraz koşan, biraz kapanan, ayağa pas ile çıkan, biraz da Alex’i tutan takım beni pidenin arasına koyar ve iftarı öyle açar” diye bas bas bağırıyor, fakat Daum, ne Mehmet Topuz, ne Özer, ne de Semih’i düşünüyor veya onları hazırlıyor. Varsa yoksa, hep o ezberlediğimiz ilk 11.
Daum’un inadını hepimiz biliriz.
Meşhurdur, Almanca’da “Das Baykal inadı” da derler.
“Herr hausun die bi ein idir” onun sözüdür mesela.
Türkçesi, “Ben Anelka’yı klübede oturtmuş adamım, Mehmet Topuz’u mu oturtmayacağım? Üstelik ben transfer etmemişim.”
Fakat burada Daum’un hiç suçu yok
Burada en büyük suç yine çarkın içindeki bazı fanatiklerin.
5 haftada gereksiz şişirilmiş bir Fenerbahçe, 2 yıldır baş tacı edilen bir Güiza, devamlı Milli Takım’a seçilen bir Kazım, menajerlerin yeni oyun hamuru Santos, her bayramda helalleşilmesi beklenen Roberto Carlos vs.
Benim en çok üzüldüğüm nokta, maç 2-1 devam ediyor, Fenerbahçe’nin yüklenmesi gerek, fakat Twente hala pres yapıyor.
Aynı mantıkla, Panathinaikos 3-1 yenik. Hala bastırıyor.
Tamam çok beceriksizler, lakin sanki maçın rövanşı varmış gibi saldırıyorlar.
Niye?
Çünkü adamlar sadece topuk pası, röveşata için doğmamışlar.
Herhangi bir profesyonellik için doğmuşlar ve eğitilmişler.
Terzilik için, kuaförlük için, futbol için okula gitmişler, disipline edilmişler.
Örnek mi?
Hollanda’da İstanbul arazisi kadar çim saha var. Bomboş.
Üzerinde ya 2 kişi öpüşüyor, ya 10 kişi top oynuyor.
O 10 kişi de zaten Türk.
Sahalar bomboş, biz de olsa zaten çimi yeriz, peki orada nasıl futbolcu yetişiyor, ve bizi geçiyor?
Futbolcu boş sahadan yetişmiyor ki, okuldan yetişiyor.
Okulda, takım oyununu, maçı bırakmamayı, fizik gücünü nasıl kullanacağını, yardımlaşmayı, transferin nasıl yapılacağını öğreniyor.
Hollandalı futbolcu, antrenmandan sonra İngiltere Ligi’ni seyretmiyor ki.
Mesaisine bakıyor.
Fransız futbolcu, Portekiz U19 Milli Takımı’nın kalecisini bilmiyor ki.
Rus futbolcu, Bucaspor maçı ile ilgilenmiyor ki.
Fakat bir Türk hepsini biliyor, ve takip ediyor.
Peki takip ediyor da ne oluyor?
En iyi bilgisayar oynuyor, yorum yapıyor, kupon yapıyor.
Bütün memleketin tek işi bu.
Sadece teoride ve hayallerde.
Çünkü futbolu o kadar çok seviyoruz ki, herşeyi yaparız zannediyoruz.
Çünkü severek ve amatör ruhla herşeyi hallederiz diyoruz.
Bir örnek daha mı?
Kovalainen, Raikkonen, Hakkinen, Kankkunen, Mäkinen ve 50 tane daha bilmem neynen.
Bizim atalarımız ciritciymiş, güreşçiymiş de, bu Finlandiya’lıların ataları şöförmüymüş?
Evlerine giderlerken, uzun hızlı düzlüklerden, keskin S’lerden mi geçiyorlarmış?
Peki kaç yaşından beri karting eğitimi alarak disiplin, soğukkan, ciddiyet, sistem rafinerisinden geçmişler?
15 mi?
50 mi?
Hiç zannetmiyorum.
Bu şekilde Fenerbahçe’nin de, Türk futbolunun da bir yere geleceğini zannetmiyorum.
Acil müdahale şart diyorum.
Hatta korkuyorum, çünkü tüm Türkiye bir el atsa, o güzel Türk Basketbolu’muzu da bitirebileceğimize inanıyorum.







Son Yorumlar