Ekim, 2009 arşivi

Kaç cm?

Bu fotoğraftan anlaşılan, Torres Raul Albiol’a makinanın kaç cm olduğunu gösteriyor. Saygı duyduk Torres…

Bu arada Albiol’un isterik bakışlara dikkat.

Torres kac cm

,

Yorum yok

Taraftardan Brutal Röportaj

Arkadaş Amerikan futbolu takımlarından Georgia taraftarıymış. Çok güzel, kadife bir sesi var…

Yorum yok

“Yenilmez” Mourinho

Futbolla ilgili ya da ilgisiz olsun, kime sorsanız hakkında bir yorum yapabileceği ender kişilerden Jose Mourinho. Kimine göre megaloman, kimine göre antipatik, kimine göre vesaire. Sonuç olarak çoğunluk tarafından çok sevilmeyen bir karakter. Neyse ben bu kısmı ile ilgilenmiyorum Portekiz’li Teknik Direktör’ün. Bana göre gerçekten büyük hoca Mourinho. İşte büyük olmasının bir nedenini de istatistikle göstereceğim aşağıda;

Jose Mourinho / İç Saha Lig Maçları
Sezon Takım O G B M
02/03 Porto 17 16 1 -
03/04 Porto 17 17 - -
04/05 Chelsea 19 14 5 -
05/06 Chelsea 19 18 1 -
06/07 Chelsea 19 12 7 -
07/08 Chelsea 3 2 1 -
08/09 İnter 19 14 5 -
09/10 İnter 4 3 1 -

Tabloyu anlatmaya gerek yok, herşey açık. İç sahada hiç yenilmeyen takımlar yaratmış bugüne kadar. Bu sebeple başlığa “Yenilmez” yazdım. Mourinho hakkında ne düşünürsek düşünelim, ya da istediğimiz kadar antipatik olsun, ama bu adam bu işi biliyor…

2 Yorum

Bulunduğu Yeri Hak Etmeyen Futbolcular

Komşu blog Futbolinsanları güzel bir anket yaptı geçen gün. Daha İyi Yerleri Hak Eden Futbolcular’da David Villa birinci olurken, Akinfeev ve Agüero da ikinciliği ve üçüncülüğü paylaşmış. Listede başka kimler olabilir? Benim adaylarım Gourcuff, Lavezzi ve Mutu.

Bu arada biz de farklı bir şey yapalım, konuya farklı bir açıdan bakarak bulunduğu yeri hak etmeyen futbolcuları inceleyelim. Bizim adaylarımız Gago, Marcelo, Lucas, Tabata, Sabri ve Kazım. Listede olamayan, eklemek istediğiniz başka futbolcular varsa da yorumlarınızı alalım.

7 Yorum

Mağlubiyet Seni Bozmasın…

Teknik Direktör olmak zor bir meslektir, nankör iştir. Şans kartlarının hep bir cebinde bulunması gerekir.  Bu meslekte uyanık olanlar, gitme zamanının geldiğini önceden sezerler ve bavulunu toplamaya başlarlar. Şöhret ve başarının elinde tutsak olup başı dönenler de, postalanacakları günü kestiremezler.

Güzel örneklerden birisi Mustafa Denizli hocamızdır. Akıllıdır, hisleri kuvvetlidir, zamanı geldiğinde, şampiyonluk yaşadığı bir sezonun sonunda bile apolatine zarar gelmeden gider. Bu işin şöhret tutsaklığı tarafı ona hiç uymaz aslında, fakat bu sezon başı birilerinin ısrarına dayanamayarak bu durumun içine çekilmiştir.

Taze bir örnek de, Sivasspor’u 2006’dan bu yana nerelere taşıdığı malum Bülent Uygun’dur. Demeçleri ve duruşu pek çok kişiye itici gelmesine rağmen, ligdeki düşük bütçeli başarıları onu Türk futbol tarihine yazmıştır. Sonunda şöhretin dayanılmaz cazibesi ve şans dediğimiz faktör ters yönde çalışınca istifa kaçınılmaz olup, zamanında bir hamle yapamamanın altında kalmıştır.

Fatih Hoca da karmaşık bir örnektir. 1996-2000 yılları arasında, 1990’dan beri emek verip  büyüttüğü, alt yapıdan taşıdığı, savaşan gençler ve Taffarel, Popescu ve Hagi’li kadro onu İmparatorluğa taşıdı.  Zamanlamayı güzel yapıp 2000 yılında, UEFA şampiyonluğunun ardından Avrupa’ya gitti. 2 sene sonra tekrar geri dönerek herşeyi alt üst etti. Çok eleştirildi, sağlam darbeler aldı basından, fakat memlekette düşlere girmemiş başarılar onu bir daha imparator’luktan indirmeye yetecek gibi görünmüyor.

Futbolda hep bugün var. Başka hiçbir şeyde olmadığı kadar bugün gerekiyor başarı. Geçmiş tarih, gelecek umut, bulunduğumuz gün ise gerçek.

Çok zor çok. Bir galibiyet göklerde, bir beraberlik yerlerde.

Kazandığınız her maç, aldığınız her kupa, her şampiyonluk sizi iyi bir takıma yaklaştırıyor. Bir mağlubiyet ise bunların hiçbirini kurtaramıyor.

Frank Rijkaard da apoleti ile geldi, imzasını attı. İyi giden maçlar kariyeri ile birleşince daha büyük, abartılı söylemler, övgüler getirdi. İşte mağlubiyet geldi sonunda, kopan yaygaranın haddi hesabı yok. İşler ters gitse de, onun kredi sıkıntısı olmayacaktır uzun bir süre için, yine de alışageldiğimiz görüntüler süsleyecek bu yolu. Abartılı alkışlar, aşırı sevgi methiyeleri, ayarı kaçmış tezahüratlar hepsi bu yolculukta var.

Unutmadık ki gelenlerin hiç birini, hepsi omuzlarda geldi.

Zeman’lar, Jean Tigana’lar, Vicente Del Bosque’ler, Nevio Scala’lar, Luis Aragones’ler hepsi davul zurna ile karşılandı. Rıza Çalımbay’lar, Ertuğrul Sağlam’lar, Bülent Korkmaz’lar, Rıdvan Dilmen’ler hepsi kulüplerimizin evlatlarıydı, daha çok sabır beklenirdi onlar için.

Hiçbiri olmadı. İsim, kariyer, renkdaşlık bu işin ancak gelişi ile alakalıydı. Giderken böyle özellikler hiç birinde aranmadı. Çoğunun ömrü kelebeğin ömrüne benzedi.

Hep zor meslekti, bundan sonrakiler için de zor olacak…

Related Posts with Thumbnails

, , ,

Yorum yok