Ekim, 2009 arşivi
Gourcuff ve Cheryl Cole!
Mert tarafından, Magazin, Yengeye Saygılar kategorisi altında, Ekim 9th, 2009 tarihinde gönderildi
Başlık ile Star gazetesi magazin yazarı olma yolunda ilk adımımı attım. Altına bir de “İkilinin seksi fotoğrafları için tıklayın” yazdık mı tamam. Evet ikisinin de seksi fotoğrafları var ama, ayrı ayrı…
Bu ikilinin ortak özelliği verdikleri taze pozlar. Yeni Zidane’lardan sonuncusu Gourcuff Sport & Style dergisine, Ashley Cole abimizin güzel eşi Cheryl Cole ise Elle dergisine artiz artiz pozlar vermiş. Hangisine bakmak isterseniz artık…
Metin-Ali-Feyyaz
Şu günlerde en büyük problemi Beşiktaş’ın gol atmak. En çok tartışılan eksikliği Mustafa Denizli’nin. Hoca bunları izletsin Nobre,Bobo ve Nihat üçlüsüne, ilaç olur belki. Bugün arkadaşlarla konuşurken aklımıza geldi. Baktım videosu da var, yayınlayalım hatırlatalım istedim. Belki dünya futbol tarihinde de tektir, resmi bir maçta 3 futbolcunun hatrick yapması.
Beşiktaş-Adana Demirspor: 10-0, Goller: Ali Gültiken (4), Metin Tekin (3) ve Feyyaz Uçar (3)
Galatasaraylı Blog Yazarlarının Eleştiriye Tahammülsüzlük Durumu
Evet, artık herkes biliyor; bloglar yazarlarının özel alanlarıdır ve blogger’lar istediklerini yazma özgürlüğüne sahiptirler. Aynı şekilde insanlar da herhangi bir blogu okuma veya okumama özgürlüğüne sahiptirler. Dolayısıyla “Beğenmiyorsan okuma kardeşim” yaklaşımı da sonuna kadar haklıdır, lafım yok.
Ancak, bir blogu okumama özgürlüğüne sahip olduğumuz gibi, okuduklarımızı eleştirme özgürlüğüne de bir o kadar sahibiz, değil mi?
Önce Galatasaray’ın hakkını teslim edelim. Galatasaray’ın son 3 senedir yaptığı transfer hamleleri ile Türkiye standartlarının çok üzerinde bir takım kurduğu çok açık. Özellikle Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısından sonra, son yıllarda yaptığı yıldız transferleri de referans alarak Fenerbahçe’den beklediğimiz atılım, sürpriz bir şekilde Galatasaraydan geldi. Önce Lincoln, Linderoth, sonra Kewell, Baros, en son ise Elano, Keita, Leo Franco transferleri ile 3 senede kadroda devrim yaptı Galatasaray. Ama asıl devrim kulübede gerçekleşti; ben de dahil olmak üzere hepimizin çocukluk kahramanı Rijkaard, Neeskens ile birlikte mantalitede devrim yapmaya geldi. Neyse, bu yazdıklarımı bilmeyen kimse yok, uzatmıyorum.
Mesele şu ki, son günlerde düzenli olarak takip ettiğim veya şans eseri denk geldiğim birçok blogda benzer yazılar ile karşılaşıyorum. Önce Sturm Graz beraberliği sonrasında Rijkaard’ın eleştirilmeye başlanması neredeyse tüm Galatasaraylı blogger’larda benzer tepkiye yol açtı; “Galatasaray’ı eleştirmek için fırsat kolluyorsunuz!”. Sonrasında Ankaragücü hezimeti gelince artık Rijkaard eleştirileri dozunu yükseltmeye başladı ve artık Rijkaard’ın yanında Elano da hedefteydi. Burada kabul etmek lazım, bazı basın organlarında eleştiri sınırları aşıldı, saçmalayanlar oldu. Ama yapıcı veya yıkıcı, iyi veya kötü niyetli tüm eleştiriler Galatasaraylı blog yazarlarında aynı tepkiyle sonuçlanmaya başladı; “Herkes Galatasarayı yerden yere vurmak için yer arıyor!”.
Bu artık standart bir tepkiye dönüştükten sonra ise benim dikkatimi çekmeye, beni rahatsız etmeye başladı. Şimdilerde dikkat edin, özellikle Rijkaard ve Elano, biraz da Mehmet Topal için “eleştirme – eleştireni eleştirme” savaşı devam ediyor.
Eleştirilerin dozu hakkında Galatasaraylı yazarların haklı olduğu noktalar yok değil. Bu zaten Türk basınının, hatta Türk insanının genel sorunu. Linç etmeyi, aşağı çekmeyi seviyoruz. Del Bosque, Aragones, Guiza, Nihat, Lucescu, Skibbe vs… Bunların hepsi linç edildi Türkiye’de. Ancak benim son zamanlarda okuduğum yazıların bazıları (hepsi değil), eleştirinin dozuna değil, doğrudan eleştirilmeye karşı durduğu için çok ama çok samimiyetsiz duruyor. Sinirlenmiş bir fanatiğin yazdığı, altı boş bir yazıya dönüyor okuduklarımız.
Galatasaraylı taraftarlar şu anda güzel bir rüyada. Önemli yıldızlarla dolu kadrosuyla, Türkiye’ye gelmesine hala inanamadığımız ve aramızda olduğu için gurur duyduğumuz Rijkaard’ıyla Galatasaray, taraftarını bulutlara çıkardı. Şimdi ise arkadaşlar oradan hiç inmek istemiyorlar.
Ama ne yazık ki, işler öyle yürümüyor…
Anadolu Takımı Taraftarı Olmak…
Süpermarketlere inat bakkaldan alışveriş yapmaktır Anadolu takımı tutmak.
Süpermarkette her türlü ürünü değişik markalarıyla, türlü promosyonlarla bulursunuz ama mahalle bakkalınızda bulabildiğiniz ürüne sadece bakkal amcanın tanıdığı toptancının dağıttığı marka ile ulaşabilirsiniz. 3 büyükler dediğimiz takımlar her mevkiye alternatifleriyle türlü oyuncuları alırken Anadolu takımları kısıtlı bütçeleriyle teknik direktörlerinin kankası olan menajerlerin topçularını alırlar. İstanbul takımları şampiyonluk peşinde koşarken Anadolu klüpleri bu sene düşmesek korkusunu hep yaşarlar. Bakkal amcanın bu sene de dükkanı iflas ettirmesek korkusudur bu korku.
Süpermarketlerin katalogları vardır, kapınıza bırakılır; internetten, TV’den bile alışveriş yapabilirsiniz. İstanbul takımlarının maçları her hafta canlı yayınlanır, Pazar akşamları yorumcular nefesi tükenene kadar, geyikten bıkana kadar yorumlarlar, ama Anadolu takımlarının maçlarını bırakın canlı yayında izlemeyi özetlerini bile gecenin sonunda iki dakikaya sıkışmış halde görebilirsiniz. Radyodan maçları dinlemek bir alternatifti Lig Radyo önceleri -her maç netten yayınladığında-, ama şimdi TRT spikerinin “şimdi de mikrofonlarımız falan şehirde” lafının ucunda kaldı bu seçenek. Açarsınız canlı sonuç veren bir siteyi malak gibi bakarsınız ekrana bir değişiklik olacak mı diye. Bakkal amca nasıl kataloglar bastırsın, kime reklam versin ki? Evine yakınsa senin bakkalındır o, tercih edersen.
Bu benzetmeler böyle uzar gider, Büyüksehir Belediye’yi müşterisi olmayan ama arkası sağlam süpermarket yaparsın; yaşlanmış küskün oyuncuları bakkaldaki bozulmuş çikolata yaparsın; hem bakkaldan hem süpermarketten alışveriş yapan insanları gösterirsin vs. vs.
Sonuca gelelim, o zaman insanlar neden bakkaldan alışveriş yaparlar? Cevap yakın olduğu için olabilir; pijamalarınla, her istediğinde ulaşabilirsin bakkala . E o zaman sormazlar mı adama sen İstanbul’da yaşıyorsun, neden Eskişehirspor fanatiğisin diye? Gidebiliyor musun stadına her maça? İşte bu nokta mantığın bitip maneviyatın başladığı yerdir. Ayrı bir tadı vardır o bakkaldaki bozuk leblebi tozunun, o bakkal amcanın şirinliği herşeye bedeldir, belki de bir vefa borcun vardır bakkala, bakkalın hizmet ettiği mahalleye. Ya da anti emperyalistsindir, belki de mazoşist.
Bir Anadolu takımı taraftarı olarak net bir cevap bulamıyorum. Sorunun cevabı var mıdır bilinmez. Hatta “Hangi takımı tutuyorsun?” sorusuna verdiğin cevaba rağmen sorulan “3 büyüklerden hangisi” sorusu kadar saçma bir sorudur bu ama, kesin olan şey Anadolu takımları ve onların müthiş taraftarı olmadan Süper Ligin tadı olmaz ve Anadolu taraftarı olmanın da tadı tarif edilemez.
Ben gideyim bakkaldan bir ekmek alayım…












Son Yorumlar