Kasım, 2009 arşivi
Ataşehir Meselesi
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Kasım 4th, 2009 tarihinde gönderildi
Uzun süredir kamuoyunu meşgul eden Ataşehir’deki arazinin Fenerbahçe’ye peşkeş çekildiği iddiaları spor gündemini oluşturuyor.
Fakat gazeteci ve yazar dostum Haluk Kesim ile yaptığımız araştırmaya göre bu olanlarda ne Fenerbahçe Klübü’nün, ne Kadıköy Belediyesi’nin herhangi bir yanlışı var.

YAP – İŞLET - DEVRET
Konu özetle şudur;
Kadıköy Belediyesi, Ataşehir’de bulunan 50 dönümlük arazinin üzerine sosyal bir tesis yapmak ister, fakat maddi sorunlar nedeniyle yap-işlet-devret modelini düşünerek 30 yıllığına burayı kiralamayı uygun görür. Bu düşünceyle bu arazinin kiralanması için ihale açılması kararı verilir. Arazinin yıllık kira bedeli 300 Milyon Türk Lirası’dır.
Kadıköy Belediyesi’nin konu hakkında resmi açıklaması da şu şekildedir;
“Barbaros Mahallesi’nde söz konusu edilen arazi 1/5000′lik 1/1000′lik imar planlarında Spor Alanı ve Sosyal Tesis Alanı olarak planlanmıştır. Kadıköy Belediyemiz, söz konusu arazinin amacına uygun olarak kullanılabilmesi için Kadıköy Belediye Meclisi Devlet İhale Kanununun 51.maddesinin g fıkrası uyarınca arazinin 30 yıllığına Yap-İşlet-Devret modeliyle ihale edilmesi kararı almış ve Büyük Şehir Belediye Başkanlığına onay için gönderilmiştir. 5216 Sayılı Büyük Şehir Belediye Kanununun 14.maddesi gereğince onaylanmıştır. Ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 34/g maddesi gereğince işlemlerin Kadıköy Belediyesi Encümeni tarafından yürütülmesi gereği bildirilmiştir.”
YEREL GAZETE
Kadıköy Belediyesi yetkilileri, hiçbir zorunluluğu olmamasına rağmen Resmi Gazete’de ihale ilanını yayınlarlar. Çünkü yıllık kirası 800 Milyon Türk Lirası altında olan ilanlarda resmi gazete ilanı yoktur. Ayrıca aldığımız duyumlara göre Beşiktaş Klübü de, Galatasaray Klübü de bu ihaleden haberleri olmaktadır. Birçok yayın organında belirtilen ve üstüne basarak kullanılan habere göre Kadıköy Belediyesi’nin ilanı yerel bir gazeteye verdiği ise tamamen yanlış bir bilgidir. Çünkü bu tip ihalelerde ilan, Basın İlan Kurumuna veriliyor ve gazeteyi, yani ilanın verileceği ilanı onlar seçer. Kadıköy Belediyesi’nin bununla uzaktan yakından alakası yoktur. İlanı veren devletin bir kurumudur. Ayrıca Kadıköy Belediyesi resmi gazeteye ilan vermiştir. Kadıköy Belediyesi’nce imar planlarına ve kullanım amacına uygun ihale şartnamesi hazırlanmış ihale duyurusu 18.8.2007 Tarihli Resmi Gazetenin 26617 sayılı nüshasında yayınlanmıştır.
NEDEN FENERBAHÇE ?
Bu arazi üzerine yapılacak tesisin maliyeti oldukça yüksek. Yaklaşık (eski para ile) 30 trilyonluk bir yatırım gerekiyor. Kadıköy Belediyesi, yapmış olduğu sözleşmede, hem bunu yaptıracak, hem kira alacak, ayrıca kazançtan belirli bir yüzde alacak. Ve sonunda bu tesisler Kadıköy Belediyesi’ne, yani Kadıköy halkına kalacak. Burada önemli olan bu tesisler için yapılacak finansman. Şu an için gözüken Fenerbahçe’nin bu parayı verebilecek olması ve diğer klüplerin bu ihaleden haberi olmasına rağmen ihaleye katılmamaları. 9 Eylül 2007 tarihinde usulüne uygun olarak açılan ihaleye Fenerbahçe Spor Klübü katılarak şartnameye uygun teklif vermiştir. Yasalara ve şartnameye uygun olarak yapılan ihaleyi 30 yıllığına Yap-İşlet-Devret modeliyle Kira ve Gelirden Pay verme şartıyla Fenerbahçe Spor Klübü kazanmıştır.
ŞİMDİ NE OLDU ?
Asıl mesele yerel seçimlerde Kadıköy ve Ataşehir bölgesel ve belediye anlamında ayrılması ile ortaya çıktı. Arazi Ataşehir sınırları içinde kaldı. Belediye Kanunun 14. Maddesine göre, belediyeler sınırları içindekilerden sorumludur. Kadıköy Belediyesi’nden gelen resmi bilgilendirme yazısında şu şekilde bahsediliyor;
“5747 sayılı yasa gereği Belediye’den ayrılarak kurulması kararlaştırılan Ataşehir Belediyesi ile yapılan protokol dahilinde söz konusu parsel Kadıköy Belediyesi adına kalmıştır. Ancak Belediyemiz mülkü olup, sınırlarımız dışında kaldığından konu parsel üzerinde hizmet verme ve tesis yapma imkanı olmadığından satışı düşünülmüştür. Bu yönde 09.10.2009 tarih ve 2009/25 Meclis kararı ile satışına Kadıköy Belediye Başkanı adına yetki verilmiş olup, satış işlemleri için ihale süreci henüz başlamamıştır.”
SONUÇ
Kiralanmış, sözleşmesi yapılmış bu arazinin başkasına veya Fenerbahçe Spor Klübüne satışı mümkün gözükmüyor. Fenerbahçe Spor Klübü, Kadıköy Belediyesi ile yap-işlet-devret mantığı içerisinde belirli bir kira gelirini vermek üzere zaten anlaşmış durumda. Şimdi Kadıköy Belediyesi, hizmet veremeyeceği bir tesis için, Fenerbahçe’ye burayı satmak istiyor. Fakat, Fenerbahçe Spor Klübü, zaten 30 yılda 9 trilyon kira ödeyeceği bir yer için peşin para çıkarıp vermek istemiyor. Eğer burası satın alınacak ise, tabi ki klüp kendini düşünüp, belki daha hesaplı bir fiyata alıp, zarar etmemeye çalışıyor. Ve şu an bu satış olayı dondurulmuş gözüküyor. Böyle olunca Fenerbahçe Spor Klübü’nün işleri aksıyor.
Kısacası, yazılı basında çıkan diğer haberler gibi bu Ataşehir olayı katmerli kıyak değil, Fenerbahçe’ye katmerli zarar gibi gözüküyor.
Ve tabiki burada Kadıköy ve Türk sporu da kaybediyor.
UTANIYORUM!
Mert tarafından, Şampiyonlar Ligi kategorisi altında, Kasım 4th, 2009 tarihinde gönderildi
Bir Beşiktaş’lı olarak, son 10 yılda işgal ettiğimiz Şampiyonlar Ligi ve UEFA kontenjanları ve dolayısıyla Türk futboluna verdiğimiz zarar sebebiyle tüm Türk halkından özür diliyorum. Ben şu anda tuttuğum takımdan utanıyorum!
Ben bugünkü Wolfsburg maçında hissettiklerimi, 8 tane yediğimiz maçta bile hissetmedim. Ben bugün utandığım kadar ne Leeds maçında utandım, ne Metalist maçında, ne de Valerenga maçında. Ben son yıllarda takımımı hiç bu kadar aciz görmedim. Ben Beşiktaş tribünlerini hiç böyle uyuşuk, bitik, sessiz görmedim.
Sizler;
- Saçma sapan kadro tercihleri ile bize çifte kupa kazandığımız seneden sonra UEFA’ya gidebilecek miyiz sorusunu sorduran Mustafa Denizli,
- Baş sorumlu Yıldırım Demirören (yatacak yerin yok),
- Artık tesadüf olmadığına kesinlikle inandığım, her önemli maçtan önce sakatlanan Rüştü,
- 3 gün önce takımın yarısını sakatlayan Ankaragücü takımı ve buna izin veren hakem üçlüsü,
- Bu önemli maç gününde Ernst’in bağırsak enfeksiyonu geçirmesine seyirci kalan, futbolcusunun yediğinden içtiğinden haberi olmayan Beşiktaş sağlık ekibi,
- Beşiktaş forması üstünde babasının gömleğini giymiş gibi büyük duran Ekrem Dağ, İbrahim Kaş, Hakan Arıkan, Uğur İnceman…
- Ve benim için hepsinden daha ağırı, bu maçı daha ilk dakikasından bırakan (daha farklı kelimeler kullanmak istiyorum ama, söylemiyorum), takıma itici güç değil fren olan büyük Beşiktaş taraftarı…
Sizler bu utancın baş kahramanlarısınız.
Biliyorum ki, bu gece sahaya Beşiktaş yerine Galatasaray veya Fenerbahçe çıkmış olsaydı, Wolfsburg’u yenerdi. Hem de paramparça ederdi, buna can-ı gönülden inanıyorum. Ve biliyorum ki, Beşiktaş’ın son 10 senede yaktığı Avrupa biletlerini her sene Gençlerbirliği’ne versen, en fazla bu kadar başarısız olurdu.
Ben artık 3 senede bir gelen PSG, Barça, Chelsea, Liverpool galibiyetlerini istemiyorum. Ben bu futbolu görüp kahrolacaksam, artık Beşiktaş’ın Avrupa kupalarına katılmasını istemiyorum. En azından rezil olmayız, rezil etmeyiz…
Galatasaraylılık-2 ve İzel-Haldun-Ercan
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Kasım 3rd, 2009 tarihinde gönderildi
Bu yazı, 29 Ekim tarihli “Galatasaraylılık ve Kadıköy” yazısının 2. bölümüdür.
Aslında o yazının bir devamı olmayacaktı. Ama sağolsun, yurdum insanı 2.bölümü de yazdırır, 22. bölümü de.
Peki bu yazıyı yazdıktan sonra neler oldu?
www.emrahoner.com’a yüzlerce küfür geldi, Fenerbahçe puan kaybetti, Galatasaray kazandı ve Ercan Saatçi-Metin Özülkü “Sayenizde” dedi.

Tabi bütün bunlardan önce Ercan Saatçi, Hürriyet Gazetesi Spor Koordinatörü olmuştu.
Fakat bazı arkadaşlar www.hurriyet.com.tr ile Hürriyet Gazetesi’nin idaresini aynı zannettiği için, ben o yazıyı yazdıktan sonra, “Sen de müdürün gibi özür dileyecek misin?” diye sordular. Oysaki ben ne Ercan Saatçi’yi tanırdım, ne de İzel’i. Kendilerini Büyükçekmece’de Malibu’da izleyerek büyümüştük o kadar.
Aynı tarz arkadaşlar, kendi taraftar sitelerinde Ercan Saatçi’yi hala Ertuğrul Özkök’ün damadı olarak gösterdiler. Adam boşanmış, olay bitmiş, ama Damat Ferit mevzusu onlar için devam ediyor.
Ve soruyorlar, Ertuğrul Özkök, Ercan Saatçi’yi ne zaman kovacak?
Ben size söyleyeyim ne zaman kovacak.
Onların anlayacağı dilde anlatayım, fanatikçe bilirim biraz…
Haldun Üstünel, her kavgada bir yumruğu bulunan, her olayda ismi geçen, kendi güvenlik görevlisi ile bile kavga eden, Galatasaraylılık tanımına hiç uymayan, büyük kaptan, Jr. Alemdar’ı kovduğu zaman, Ercan Saatçi de kovulacak.
Fakat zaten Haldun Üstünel de oralı değil ki.
“Kaptanımıza dokunursanız elini kırarız” diyor. Gerçi kendi de inanmıyor, çünkü kağıttan ezberden okuyor.
İşte sorun burada.
Kağıttan okuyoruz, “Türk sporcusu zeki, çevik, ahlaklıdır” lafını…
Çünkü küfür bizim hayatımızın parçası olduğunu kabul ediyoruz ama itiraf edemiyoruz.
Bizler amcalarımıza pipimizi gösteriyoruz, Mehmet Ali Erbil’e gülüyoruz, Halid Ziya Uşaklıgil’in eserini “Bitterli Behlül” pornosuna çeviriyoruz, bayanlar duymasın diyoruz, bütün tribünlerde en önde küfür eden fondöten canavarlarını görmemezlikten geliyoruz…
Fakat Milli yorumcumuz Rıdvan Dilmen’in “Altan’ın kelini görünce” olayına hala gülüyoruz…
Fatih Terim’in Osman Tamburacı’nın bıyığını nasıl sevdiğini duyunca sırıtıyoruz…
Turgay Şeren’in “Ebesine”, Gökmen Özdenak’ın “Nobresine” tebessümle yaklaşıyoruz…
Belki 50 milyon tenorle birlikte, “Bir tarafımı ye Fener” diye opera söylüyoruz.
Fakat bunlara sadece gülüyoruz…
Çünkü bunlar komik ve güzeller…
Ve iyiler…
İyi niyetliler…
Fakat “Bir tarafımı ye Fener” şarkısı ile belki Eurovision’a katılsak Mor ve Ötesi kadar puan alırız deme genişliğini gösteremiyoruz…
Fakat hasta derecede Fenerbahçe’yi seven bir popçu, bir şekilde ağzından küfür çıkınca, (kabul, gerçekten olmaması gereken bir durum, ve tabi ki başkalarının örneklerini kendine yontmak), özellikle spor müdürüyken böyle bir şey olunca çekemiyoruz.
O yukarıdaki isimleri de aşağı çekemiyoruz, fakat nedense böyle bir düşman, önemli bir yerde olunca, 2 sene önceki kasetleri ortaya çıkartıyoruz.
Belki bir yerlerde, peygamber gibi adam Oğuz Çetin’in bile kasetlerini saklıyoruz.
2 senedir bu kaydı elinde bulunduran gazeteci Kadir Çetinçalı’ya nereden buldun diye sormuyoruz…
Ercan Saatçi’ye kızabiliyoruz, Metin Özülkü gibi adama üzülmüyoruz…
Medyadaki herkesin “Aman bir yerden benim de kasedim çıkar” diye hiç bir yorum getirmemesine tepki vermiyoruz…
Ve en önemlisi…
Bütün bu küfürlerin “Onların” şaka ve espri kavramına girdiğini kabul ediyoruz, fakat Aziz Yıldırım’a ve Demirören’e cidden, organize bir şekilde küfür edilmesine kılımızı bile kıpırdatmıyoruz.
Çünkü yarın Adnan Polat’a da küfür edildiğinde, aynı şeyleri yaşayacağımızı düşünemiyoruz…
Galatasaraylılık ve Kadıköy Bölüm 2
Bu yazının ilk bölümüne öyle tepkiler geldi ki.
Tam bir Sidik Wars.
İşte, Fenerbahçeli taraftarlar Gerets’in kafasını yarmış da, o yüzden su atmışlar da, Fenerbahçe’de de Luganolar varmış da, Fenerbahçe’nin Sami Yen’de çok galibiyeti yokmuş da, Fenerbahçe’nin Avrupa başarısı yokmuş da…
Da da da….
Ya ben ifade edemedim ne anlatmak istediğimi, ya da yanlış insanlara konuşuyorum.
Hiç kimse Galatasaray’ın hiç bir hareketini küçümseyemez arkadaşlar, bunu bilin.
Çünkü;
Ben agu bugu derken, Galatasaray Kızılyıldız’dan puan alıyordu.
Benim bütün üniversite hayatım, en büyük rakibim Galatasaray’ın Çarşamba Avrupa maçlarını seyrederek geçti.
Benim takımımda Arap İsmail, Deli Nezihi, önGöbekte oynayan Müjdat Yetkiner, Abdülkerim varken, Galatasaray’da Raşit Bey, Cüneyt Bey gibi isimler vardı.
Benim takımım Wagenhausları, Demir Hotiçleri, Socienzkileri gibi transfer ederken, Galatasaray Koseckileri, Rotariuları, Simoviçleri transfer ediyordu.
Tek söylemek istediğim, ve son kez söyleceğim,
Bu Galatasaraylılık tanımı, kültürü, disiplini, olgusu ne derseniz deyin,
İster buna sportif başarıyı katın, ister etik, medeni, saygı ilkelerini de ekleyin, endüstriyel futbolda ve yozlaşma dönemin ortalarında hasara uğradığı kesindir.
Galatasaraylılık artık Hakan Şükürler, Hasan Şaşlar, Adnan Sezginler, Ardalar, pet şişeler, kavgalar, saha kapamalar, yapılamayan statlar ve 6 senedir olmayan Avrupa başarıları ile anılmaktadır.
Makro bakıldığında durumun daha da kötüye gittiğini göreceksinizdir.
Çünkü eğer Galatasaray büyük ise, veya öbür klüplerden daha büyük ise, o büyüklüğünü bir şekilde kanıtlamak zorundadır.
İster sessiz kalarak, ister medeni ölçülerde savaşarak, ister 4 kupayı da getirerek…
Ben büyüklüğün tanımını yapamam, bir büyüğün ne yapması gerektiğini bilemem, fakat şunu bilirim ki, hiç bir büyük klüp, bir bireyin küfürü için klüpten resmi bir açıklama yaparak, onu mahkemeye vererek, onla uğraşarak daha büyük olmaz.
Sen Gerçek misin ??
Hiç bir zaman bir futbolcuya faturanın kesilmesini doğru bulmadım. Ama bu adama tahammülümüm kalmadı artık. Şöyle örnekleyeyim;
Ben bugün kalktım maçtan önce gittim Fenerium’dan kendime t-shirt aldım, sonra oturdum maç sırasında yiyeceğim, içeceğim şeyler için hazırladım masayı kurdum güzelce. Sonra tam konsantre maçı izledim. Ama iddia ediyorum Guiza bu kadar hazırlanmıyor maçlara.
Tamam birileri bu adam iyi niyetli, çok koşuyor, takımı için savaşıyor diyebilir. Ama bir insan bu kadar mı futbol adına dipte olur. Adam sıfırın altında. Vuruş yok, pas yok, al-ver yok, alan boşaltma yok, top indirme yok, yok yok yok…
Her defasında bu soruyu soruyorum; “Altyapıdan herhangi bir forvet mevkili genci Fenerbahçe A takımıyla bu kadar maça çıkarsan,sonuç bundan kötü olabilir mi ? ” .
Gelelim Fenerbahçe’ye;
Ne diyelim ki ? Fenerbahçe halen Galatasaray maçını oyuyor. Geçen haftaki galibiyetle şişirilmiş takımın havasını aldı Kayserispor. Kimsenin şaşırdığını sanmıyorum bu beraberliğe. Maç öncesi kime sorsam Alex yoksa Fener kazanamaz diyordu. Bahis sitelerinde beraberlik daha çok oynanmıştı galibiyetten. Ama bunu bilmeyen tek adam Daum’du herhalde… Sen 150 M€ harca ama Alex oynamayınca maç kazanama. Allah sabır versin Fenerbahçe seyircisine…



Son Yorumlar