Ağustos Böceği ve Hamsi


Kaldı sana bir maç…

Fenerbahçe’nin huyudur, taraftarını kanser etmeden, ülser etmeden sezonu bitirmez.
Yine Fenerbahçe’nin huyudur, psikologlara, boşanma avukatlarına, acil servislere, tekele para kazandırmadan sezonu kapatmaz.

Fenerbahçe bu…
Bütün sene yatar, kışın atağa kalkar, üst üste 79 puan alır, son maça gelir-dayanır.

Bütün sene yatar diyince aklıma geldi.

Günlerden yaz…

Ağustos böceği, yine hayvan gibi yiyor, içiyor, yatıyor, elinde Mojito, karılar kızlar…

Hayat hiç umurunda değil.

Fakat karınca o biçim çalışıyor, gece gündüz sırtında çekirdek, ekmek, peynir, dilli kaşarlı, ebe gümeci.
Karınca, karınca kararınca ne varsa topluyor.

Karınca iş yaparken bir bakıyor, anaa ağacın altında ağustos böceği…
Böyle bacakları yaymış oturuyor.

Diyor ki, içinden…
“Ulan sen kışın geleceksin kapıma. Ben sana nah veririm yemek-su-ekmek.”

Yaz bitiyor, kar kış bastırıyor.
Dışarıda ayaz var, tipi var.
Nasıl soğuk anlatamam.
Karıncalar evlerinde.
Bütün kış taşıdıklarını yiyorlar, içiyorlar.
O sırada kapı çalıyor.
Karınca diyor ki “Aha geldi kerkenez. Bırakın ben açarım kapıyı.”

Kapıyı açıyor.
Bir bakıyor.

Kapının önünde son model Ferrari, onun hemen önünde bir şoför, arka cam açık, ağustos böceği arkadan elini çıkarmış, elinde puro, üzerinde smokin, yanında sarışın ağustos böcekleri.

Camdan bağırıyor;
“Ya karınca kardeş, sen yıllarca bana baktın. Ben de sana bir iyilik yapayım diyorum. Fransa’ya gidiyorum. Oradan bir şey istiyor musun?

Karınca bir arabaya bakıyor, bir kendine…

“Orada bir La Fontaine vardı. Söyle ona, anasını avradını….”

Related Posts with Thumbnails

  1. Henüz hiç yorum yok.
(yayınlanmayacak)

  1. No trackbacks yet.