İki laz fıkrası birden; Bir kaleci maçtan sonra arkadaşını aramış; “Ya hocam, ben bir gol yedim de, bir bakar mısın, gol barajın neresinden geçti?” Başkan da “Hayırlı olsun” demiş. Bunun üzerine teknik direktör, “Ben Tabata’yı alın demedim ki, iyi futbolcu dedim” demiş.
Fenerbahçe’yi ve aurasını anladığım gün, herşeye tövbe edeceğim.
Şimdi, Galatasaray’ı iyi-kötü tartışırsın. Dersin ki mesela, yahu bu takım 4 atıyor, fakat 3 yiyor, Ayhan yoruluyor, yerine Barış’ı koyalım dersin. Galatasaray 4-3-1-2’e dönse daha iyi olur dersin. Hatta Sabri forvet oynamalı da diyebilirsin.
Yani detaylara inersin. Galatasaray birşeyler oynuyor, fakat 1-2 aksiyon şart dersin.
Fakat Fenerbahçe öyle değil ki…Daha fundamental problemleri çözemiyor ki Fenerbahçe, detaylara insin.
8 haftadır sanki Fenerbahçe dan-dun top oynamıyormuş gibi (Gençlerbirliği maçı için sözümüz meclisten dışarı), onu bırak sanki 18 yıldır Fenerbahçe her rakibini eziyormuş gibi (88-89 sezonu hariç), tüh 9da9 yapamadık deniyor.
Bakın ben size halk dilinde 9 haftanın futbolcu analizini yapayım, niye yenildiğini anlarsınız.
Eskiden TRT1’de Mustafa Yolaşan’ın Pazar programlarında Harlem’in maçları olurdu. Böyle Amerikan bayraklı şortlu hoplayıp zıplayan, potanın tepesinde dolaşan 5 tane kavruk tip. İstedikleri zaman üçlük atar, istedikleri zaman adam geçerlerdi. Aha, onlardan biri Colin Kazım. Sağ tarafta kendi kendinin sağından atıyor, kendinin solundan geçiyor.
Eskiden, ve hala öyle, mahallede maç olur, bir kişi kesin eksiktir. Hüseyin Amca’yı çağırırsın, gelir, sağa sola devamlı “Koşun gençler, pres yapın” der, kendi hiç koşamaz. Yanından vızır vızır geçerler, bir de muhakkak keldir. Aha, bu da Roberto Carlos.
Maçtan önce ısınırsın. Karşı tarafta bir oyuncu vardır. Topu ensesinde, antrikotunda sektirir. Maç başlar, buna bir yatarak girerler, bir daha maça da gelmez. Bu da Dos Santos.
İyi topçu diye maça özel birini getirirsin. Adam forvete geçer, hiç konuşmaz, sittim sene geri gelmez. Maç biter, arabasına atlar gider. Bu da Güiza.
Bir de, bütün bunların başında biri olur. Organizasyonu o yapar, top onundur, sahayı o ayarlar ve adamları o bulur. Eğer adamla iyi geçinmezsen, seni bir daha çağırmaz. Eğer damarına basarsan, seni siler. Eğer bir şekilde bağın yoksa, sittim sene seni bir maçta oynatmaz. Çekirdeğini parçalarsın, adamın inadını kıramazsın. Bu da Erol Taş değil, herhalde.
Bu kadar kişiye, bu kadar cins insana, bu kadar yanlış transfere rağmen 8’de 8 büyük başarıdır, kıymet bilmek gerekir.
Fakat, nerede?
Türk insanı işte…
Ne kıymet bilir, ne de ne olacağım der…



#1 by trywalker on Ekim 23rd, 2009
Ara ara bu blogu okurum Google Reader sayesinde.
Acikcasi yazinin asil amacini anlamadim. Satir arasi GS’yi ovup sarkastik bir sekilde FB’ye gecirmek mi yoksa kiymet bilmemenin ne oldugunu anlatmaya calismak mi..
Bence bu tarz ve sekil ile dusuncelerini yaziya dokebilen birinin ve FB ile alakali rakip ezen ornegi sadece gol rekorunu aklinda tutarak 88-89 senesinden veren birinin sozum ona Fenerbahce ve aurasini anlamasina ihtimal yok.. daha da komigi gerek de yok.