Beşiktaş ile Etiketlenmiş Yazılar

Yine Başladı…

Kusura bakmasın kimse, ama ben buna ızdırap diyeceğim. Evet gerçekten ızdırap,sıkıntı, acı vs. veriyor izlerken Beşiktaş. Artık bu durumun sorumlusu olarak ortaya atılan futbolcuların değil, Mustafa Denizli’nin olduğuna inanıyorum.

Elinde Nihat Kahveci, Bobo, Nobre, Holosko, Tabata, Yusuf , Tello, Serdar Özkan, Batuhan’dan oluşan bir hücum hattı var. Bununla beraber Süper Lig’in en iyi defans, orta saha ve kaleci kombinasyonuna sahipsin, yani gol yeme problemin de yok. Ama gol kabızı bir takım görünümünde bir Beşiktaş yaratıyorsun . Taraftar sadece Başkana, yönetime sallıyor. Medya sürekli golcüleri manşet yapıyor. Ama Mustafa Hoca’nın dokunulmazlığı var sanki.

Tamam geçen sene kendine büyük  bir kredi yarattı. Ama o kredinin büyüklüğü tartışılır, Sivasspor ile yapılmış bir yarış karşısında kazanılmış şampiyonluk ve Aragones’in Volkan Babacan’ı elinden alınmış bir kupa. Bana göre önceki şampiyonluklar yanında zayıf kalır.

Mustafa Denizli bu takımın başına geçtiğinden beri 46  lig maçında 67 gol bulmuş . Asıl gerçek 26 maçta sadece 1 gol veya gol atamamış olmaları.

Yani Beşiktaş’ı izlemek gerçekten ızdırap veriyor futbolseverlere…

,

Yorum yok

Efsane Kaptan!

Bu kadar kolay mı acaba kaptan olmak ? Nerede, hangi takım sporu olursa olsun, ister amatör olsun, istersen en profesyonel, istersen gazozuna maçta ol, ister kupa finalinde . Bu kadar basit mi yani ?

Bence olmamalı. Beşiktaş’ın 100 yıllık tarihini bir tarafa koyalım, dünyada var mı acaba bir örneği daha ?  2 yılda bu kadar çok kaptanı olan takım ?

Duruma gelince;

Delgado ; kaptanlardan birincisi, takıma geleli iki yıl olduğunda kaptan olmuş, hani yıllardır bu kadroda değil. Yaşı daha 26 iken, yani yaştan saygı duyulma durumu da yok. Toplamda sadece iki yıl içinde 14 golü var. Efsane bir performansla da kazanmamış kaptanlığı. “Ben gidicem ” deyince kaptan yapıldı, yeni kontrat falan da cabası.

Nobre ; onunki daha da komik bir durum. Ezeli rakip ebedi dost Fenerbahçe’den ayrılıp geldi. ilk Fenerbaheçe derbisine Beşiktaş kaptanı olarak çıktı. Komik değil mi ?

Tello ; son kaptan da o. Son hazırlık maçındaki Beşiktaş kaptanı. Gerçekten inanamıyor insan. Yok mu başka bir adam daha kaptan olacak ?

Hiçbiri Türkçe bilmiyor. Hadi global dil İngilizce desek o da yok. Takımlarını motive etme şansı dil farkından %80 zaten kayıp. Yıllarını Beşiktaş formasına mı vermiş ler ? Altyapıdan mı yetişmişler ? Yaşları sebebiyle saygı duyulabilirler mi ? Ee neden o zaman ?

Hadi yıllardır kötü yönetilen bir Beşiktaş var ortada “Yönetim” olarak. Ama 2 yıldır da bu takımın hocası Mustafa Denizli ? Sen söyle bari hocam “Neden ?

Efsane kaptan yazıpta  Vedat Abi’yi, Baba Hakkı’yı,  Sabri Dino’yu anmamak olmaz. Onların kemikleri sızlamasın… Toprakları bol olsun…

, , , , , , ,

Yorum yok

Şubat’ta Avrupa ?

,

Yorum yok

Rüştünün Öpülecek Yerleri

Bu işi ilk Arif Erdem başlattı, bütün Schmeichel’lar gelse çıkaramazdı. Sonra Boliç 40 yıllık hatrı bozdu. Hatta 3 tane de Tuncay attı. En son Tello “Ben de varım ulan” dedi. Geriye bir tek Trabzon kaldı. Ben Alex Ferguson’un yerinde olsam, bir daha B takımla karşımıza hayatta çıkmam.

Şimdi hemen ilk doneyi verelim.

Neyiniz varsa, ama neyiniz varsa; arabanız, eviniz, yatınız, katınız satın ve bu hafta Sivas – Beşiktaş maçında Sivas’a basın.
Sebebi hem fiziksel, hem ruhsal.

Maça gelince, %61-%39 topla oynama oranı var fakat hissedilen oran %99-%1.
Zira kör birini getirip maç japon kale oynanıyor desen, adam inanır. Zaten maça çıkarken de 50 tane japon çocuk vardı, oradan da kanabilir.

Fakat derseniz ki, Manchester United’in tonlarca gol pozisyonu var, ben buna da katılmam. Son dakikada Rüştü’nün kurtardığı 2 pozisyon var, başka da birşey yok. Yani, bir Manchester’i yenecek isen, bu takımı yeneceksin ve yendin. Maçtan önce eminim bütün Fenerbahçeli ve Galatasaraylı arkadaşlar 9-0 olur demiştir. Fakat MU, golden bir önceki pozisyonu beceremedi. Kartal’ın gagasına kadar geldi, geldi, fakat son vuruşlar sıfır.

Tabi burada MU’dan önce İbrahim (Kaş+Toraman), Ferrari, Fink ve Ernst’i alıp başka bir yere koyacaksın. İnanılmaz kapadılar, inanılmaz açık vermediler. Bu arkadaşları bir yere koyarken de, Obertan’ın İbrahim Üzülmez’i başka bir yere koyduğunu belirtmek gerekir. Futbol camiasında bir Henry daha eksikti. Alın size yenisi.

Grup, çok kaotik oldu.
Eğer, Beşiktaş CSKA’yı yener, Manchester da Wolsburg’u yenerse, üç tane 7 puanlı takım oluyor.
Eğer, Wolsburg, evinde Manchester’i yenerse, ki yenebilir, CSKA da Beşiktaş’ı yenerse üç tane 10 puan oluyor.

Mustafa Denizli, MU’a karşı CSKA taktiği ile çarpıştı. Ve bundan da çok başarılı oldu. Fakat Mustafa Denizli genelde neden başarılı oldu, söyleyelim.

Geçen sene bu zamana kadar Beşiktaş 18 maç yapmış, 19 gol yemiş. Kalede Rüştü, sol bek İbrahim Üzülmez, defansta Sivok.
Bu sene bu zamana kadar Beşiktaş 18 maç yapmış, 9 gol yemiş. Kalede Rüştü, sol bek İbrahim Üzülmez, defansta Sivok.

Demek ki başka bir şey var.
Böyle keltoşlar, fink atanlar, Lamborghiniler gibi…

, ,

Yorum yok

Genetiği Değiştirilmiş Odun

Mustafa Denizli, 2000 senesinde 6.yabancıyı oyuna alarak Beşiktaş’a 3-0 hükmen mağlup olmuştu. Bu, Beşiktaş’ın en son 3 farkla yendiği maçtı. Fenerbahçe, bu sefer de Mustafa Denizli’ye 3-0 hükmen mağlup oldu. Çünkü takımın başında Dahi Daum vardı.

Allah, kimseye 1 hafta ara verdirmesin.

1 hafta yoktuk; Galatasaray küme düştü, yönetici “Herşeye razıyız” dedi, cezadan sonra “Biraz fazla olmuş” dedi, koskoca lider 3 yedi, Yıldırım Demirören en büyük başkan, Mustafa Denizli en büyük teknik direktör oldu, Broos kaptı-kaçtı, Ankaragücü yine karıştı, bahis skandalı Türkiye’ye tabi ki uzadı, Arda domuz gibi oldu, pardon domuz gribi oldu, De Nigris vefat etti, Henry koskoca bir ülkeyi elledi.

Size yemin ediyorum, Amerika’da bu olayların % 0,1’i olsun, vatandaş korkudan yatamaz. Fakat Türkiye’de gündem salisede değişir.

Neyse uzatmayalım, Beşiktaş maçından bazı notlar verelim.

Şimdi, Daum zannetmiş ki, Kadıköy’deki Galatasaray derbileri bir referanstır. Yani orada iyi oynayan bir Kazım, gelir her yerde iyi oynar. Halbuki, bilmesi gerekir ki, Kadıköy’de Galatasaray’a belki bir tek ben iyi oynayıp, gol atmamışımdır.

Kaldı ki, Kazım çırpınır, basar, yer, ısırır, fakat bitirici özelliği yoktur. Fenerbahçe’nin, özellikle kontratak oynadığı şu 15 yılda, Beşiktaş gibi hırs dolu bir deplasmana, muhakkak bitirici özelliği olan bir golcü ile gidilmesi en sağlıklı çözümdür. Bu çözümün de ismi genç Semih veya diğer ismi ile sakallı Semih’tir. Zaten hep bu çözümlerle kazanılmıştır. (Örnek; Anelka, Kezman, Moldovan, Aykut vs.)

Daum, hem inatçıdır hem de dahidir. Çünkü, Dos Santos’u kazanmak adına çocuğu bir tek ön liberoda denememiştir, bir de oturma odasında. Malesef  ilki daha imkansız gözükse de, onu da başarmıştır.

Tabi bunu başarırken Selçuk, Deniz, Semih, Wederson, Özer gibi adamları da küstürmüştür. Hatta Semih’in sıkıntıdan yüzünde tüy bitmiştir.

Geçen sene Beşiktaş’ı Gökhan Gönül-Yasin stoper çifti ile yenerken, bu sene Önder “the Dambıl” ile 3 gol yemişlerdir. Bu sene Fenerbahçe toplam 10 gol, fakat Önder’in oynadığı maçlarda toplam 7 gol yemiştir. Önder bunu sadece 6 maçta becermiştir.

Sonuç olarak;
Alex, Roberto Carlos, Dos Santos, Önder, ½ Emre (maçların 50.dakikasından sonraki Emre), Güiza, Deivid, Baroni, Ali Bilgin ile Fenerbahçe’nin bir takımın saçını çekmeye bile mecali yoktur, kaldı ki Fenerbahçe ısıracaktır, koparacaktır. Zaten kalan 4 maç Fenerbahçe’nin neyi ısırıp koparacağını bize gösterecektir.

Fakat bu analizlerin de hiçbir önemi yoktur. Çünkü bunları ilk önce bir Fenerbahçeli’nin idrak etmesi gerekir.

Eğer yurdum insanı, Galatasaray maçında heykelini diktiği futbolcunun, Beşiktaş maçında “Bu da futbolcu mu” diye tartışıyorsa, o zaman Alex’in de yapacağı hiç bir şey yoktur. Kaldı ki, Alex her iki maçta da aynı km’i koşmuş, aynı performansı göstermiştir. Sadece son maçta bir frikik atamamıştır. Ve yıllardır da aynı performansı göstermektedir.

Sorun, Kazım değildir.
Sorun, Daum değildir.
Sorun, Alex’in performansı da değildir.
Zira, Kazım’ın beyni, Daum’un dahiliği, Alex’in performansı sabittir.

Sorun, bu transferleri havalimanında karşılayan, 2010’a girerken hala Alex diyen, herşey güllük gülistanlıkmış gibi maça giden, hiçbir şeyi eleştirmeyen, hiç bir aksiyon almayan, bana hala Gökhan’ın pozisyonunu ve Alex’in direğini anlatmaya çalışan zihniyettedir.

Related Posts with Thumbnails

,

Yorum yok