Beşiktaş ile Etiketlenmiş Yazılar
UTANIYORUM!
Mert tarafından, Şampiyonlar Ligi kategorisi altında, Kasım 4th, 2009 tarihinde gönderildi
Bir Beşiktaş’lı olarak, son 10 yılda işgal ettiğimiz Şampiyonlar Ligi ve UEFA kontenjanları ve dolayısıyla Türk futboluna verdiğimiz zarar sebebiyle tüm Türk halkından özür diliyorum. Ben şu anda tuttuğum takımdan utanıyorum!
Ben bugünkü Wolfsburg maçında hissettiklerimi, 8 tane yediğimiz maçta bile hissetmedim. Ben bugün utandığım kadar ne Leeds maçında utandım, ne Metalist maçında, ne de Valerenga maçında. Ben son yıllarda takımımı hiç bu kadar aciz görmedim. Ben Beşiktaş tribünlerini hiç böyle uyuşuk, bitik, sessiz görmedim.
Sizler;
- Saçma sapan kadro tercihleri ile bize çifte kupa kazandığımız seneden sonra UEFA’ya gidebilecek miyiz sorusunu sorduran Mustafa Denizli,
- Baş sorumlu Yıldırım Demirören (yatacak yerin yok),
- Artık tesadüf olmadığına kesinlikle inandığım, her önemli maçtan önce sakatlanan Rüştü,
- 3 gün önce takımın yarısını sakatlayan Ankaragücü takımı ve buna izin veren hakem üçlüsü,
- Bu önemli maç gününde Ernst’in bağırsak enfeksiyonu geçirmesine seyirci kalan, futbolcusunun yediğinden içtiğinden haberi olmayan Beşiktaş sağlık ekibi,
- Beşiktaş forması üstünde babasının gömleğini giymiş gibi büyük duran Ekrem Dağ, İbrahim Kaş, Hakan Arıkan, Uğur İnceman…
- Ve benim için hepsinden daha ağırı, bu maçı daha ilk dakikasından bırakan (daha farklı kelimeler kullanmak istiyorum ama, söylemiyorum), takıma itici güç değil fren olan büyük Beşiktaş taraftarı…
Sizler bu utancın baş kahramanlarısınız.
Biliyorum ki, bu gece sahaya Beşiktaş yerine Galatasaray veya Fenerbahçe çıkmış olsaydı, Wolfsburg’u yenerdi. Hem de paramparça ederdi, buna can-ı gönülden inanıyorum. Ve biliyorum ki, Beşiktaş’ın son 10 senede yaktığı Avrupa biletlerini her sene Gençlerbirliği’ne versen, en fazla bu kadar başarısız olurdu.
Ben artık 3 senede bir gelen PSG, Barça, Chelsea, Liverpool galibiyetlerini istemiyorum. Ben bu futbolu görüp kahrolacaksam, artık Beşiktaş’ın Avrupa kupalarına katılmasını istemiyorum. En azından rezil olmayız, rezil etmeyiz…
Hexagoal Eskişehir’de
Fark etmişsinizdir, blog ile çok fazla ilgilenemiyoruz bu aralar. Ama bloga ara verdik diye futbola ara vermedik tabi ki. Cumartesi günü Murat’la Eskişehir’deydik, EsEs – Beşiktaş maçını yerinde izledik. Uzun uzun maç yazıları, analizleri bizi de, bizi okuyanları da bayar. Hem o analizi bakkalından terzisine herkes yapıyor zaten. Hıncal’dan da iyi yapıyorlar Allah’ı var. Neyse, maçı yazmaya gerek yok da, gördüklerimizi yazmak lazım.
Ben Eskişehir halkına hayran oldum. Şehirsel futbol sevgisi nedir, yöresel futbolun gelişmesi derken neyi kastediyoruz, merak eden gitsin görsün. Bursa halkı ile birlikte ders veriyorlar tüm Türkiye’ye. Tramvayların elektronik ekranlarında “Es-Es’e Başarılar” yazıyor, herhangi bir cafe’ye oturmak istediğinizde Es-Es maçı var izlemeyecekseniz almıyoruz diyor görevli kız, yaşlı amcalarda teyzelerde Es-Es forması… TSL’de takımına bu kadar aşık 10 Anadolu takımı olsa devrim yapar Türk futbolu devrim. Öyle sempati duydum ki, Eskişehirspor’un kaybettiği 2 puana üzüldüm bir Beşiktaşlı olarak. Maçın hakkı beraberlikti.
Bir de gönül istedi ki, madem Anadoluya maç izlemeye gidecek kadar futbolu izlemeyi ve yazmayı seviyoruz, neden bizim de basın kartımız yok? Çok mu hayalperestiz?
Bu arada Eskişehir yoluna sohbetiyle keyif katan Ali Abi’ye sevgiler, saygılar.
Murat, Ali Gültiken, Mert
Allah Sabır Versin…

Sezonun daha 9. haftası ama izlediğimiz maçlar; sanki hafta 32 olmuş, düşen düşmüş, şampiyonluk havluları atılmış bile. Dün TSL’deki maçları izleyince gözüken tablo aynen buydu. Denizlispor düşmüş, Kasımpaşa Bank Asya Lig’e hazırlanıyor, Beşiktaş şampiyonluktan vazgeçmiş, bütün kupalardan elenmiş, önümüzdeki seneyi düşünüyor vs.
Öyel maçlar izliyoruz ki sabır çekerek. Allahtan diğer kanallarda Avrupa ligleri var da haftasonu “futbol” adına birşeyler izleyebiliyoruz. Dünden akılda kalanlar;
- Mustafa Denizli 11. resmi maçında yine sistem denedi. Hoca doymuyor sisteme, bu da oyun hamuru değil futbol takımı hocam, ne yapsın adamlar. Her hafta başka mevkide, başka sistemle…
- Milli takımın aday adayı Yılmaz hocanın takımı 89. dakika penaltı ile maça ortak oldu. Fakat sonra alışık olmadığımız bir durum izlettiler bize. Kasımpaşa kalan 5-6 dakika topu hiç ama hiç şişirmedi Beşiktaş ceza sahasına. Ayağa top yaparak rakip kaleye gitmeyi denediler. Ama hocam rakip 9 kişi, uzun stoperi Ferrari ve dönen topları toplayan adamı Ernst oyun dışı, halen sen ayağa topla pozisyon bulmaya çalışıyorsun. Ve 6 dakika gidemediler Rüştü’nün yakınına bile. Tamam doldur boşalt oynamayarak farklılık gösterdiler ama yanlış zamanlama… Hiç kusura bakma hocam işte bu yüzden Kasımpaşa Teknik Direktörü yazıyor kartvizitte.
- Birde Beşiktaş’ın santradan yediği gol var hakemin vermediği. Ama niye vermediğini kimse anlamadı. Takım halinde kendi sahasındaydı Beşiktaş, Rüştü de kalesinde değildi. Avantajını kullanabilmesi gerekirdi Kasımpaşa’nın. Tabi burda tartışılması gereken kendi sahasında topluca gol sevinci yaşayan Beşiktaş.
- Gelelim diğer maça. Denizlispor’un Ankaraspordan hükmen aldıkları 3 puan dışında, 3 de beraberliği var. Ama futbol adına puan 0. Hiç ama hiç ışık yok sahada. Tabi 9. haftada ikinci Hocayla devam ettiklerini de unutmamak lazım. Klasik olarak “Enkaz” devralmıştır Nurullah Sağlam ama takım halen enkaz .
Neyse hepimize Allah sabır versin. Daha 9. haftada…
İyi, Kötü, Çirkin
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Ekim 4th, 2009 tarihinde gönderildi
3 kişi…3 öykü..Tek takım, tek kader…
Rijkaard, 2004 senesinde Messi’li Barcelona’yı inşa ederken, o takımı tek başına mahvedilecek fakir lakin tavukkarası bir delikanlı ile tanıştı. Onu sabaha sınırdan kovdu.
Aziz Yıldırım, Amigo Orhan’ın uçarak kafa attığı, hatta direk uçtuğu, Yusuf’u sağ bek oynatan, Avrupa’dan sıfır çeken o amcanın yüzüne son kez baktı. Onu akşama klüpten kovdu.
Bir patron, fabrikası için, işi için ya tüplerini, ya da kendi kanından birini seçecekti. Bir saniye bile düşünmedi, tüplerini seçti.
Bu öykü, işte o 3 kişinin kesişen öyküsü….
Bu öykü, kale ağlarını demirören Rüştü ve Mustafa’nın öyküsü…
Bu öykü, iyi, kötü, çirkinin öyküsü…
Arka fonda Kıraç çalarken okumanız gereken bu dramatik girişten sonra, fanatikler için hazırladığımız bir ayrı bir-iki cümlemiz var, onu verelim, sonra esas konulara geçelim.
Beşiktaş, çok iyi yolda, hakemler hakkını yiyor, transferler harika, o golü verse Beşiktaş’ın 52 şampiyonluğu olacaktı.
Galatasaray, bomba gibi, hiç paniğe gerek yok, Elano müthiş, Arda çok iyi bir kaptan, Rijkaard dünyanın en kariyerli hocası.
Fenerbahçe, enfes bir takım. Isırıyor, parçalıyor, bir tane bile problem yok.
Yazıyorum, çiziyorum, sonra bana diyorlar ki, birader sen niye hep eleştiriyorsun?
Peki.
Eleştirmeyelim.
O zaman şu sorularıma cevap alayım…
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin 3 büyük takımının her sene en az 50 milyon Euro harcayıp, her sene 100-150 milyonluk takım oluşturup, kıçıkırık 3-5 milyonluk takımlar karşısında her maç, ama her maç yusuf yusuf olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin milli takımının veya o ülkenin takımlarının her maçının ama her maçının kader veya final maçı olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin, her turnuvada, ligde, kupada, kendi maçlarını alsa dahi bir üst tura çıkması için şanslarının başka maçlara bağlı olduğunu gördün?
Ve sen dünyanın neresinde, bir basketbol salonunun, özellikle 3 tane büyük klübün maç yaptığı salonun, Avrupa Kupaları başlayacağı bir dönemden önce parkelerinin sökülüp havuz yapıldığını gördün?
Şimdi ben gereksiz eleştiriyorum di mi?
Herşey çok güzel, güllük gülistanlık, ben fazla eleştiriyorum di mi?
Sanki bahsedeceğimiz müthiş bir futbolumuz, ballandıra ballandıra anlatacağımız güzel gollerimiz var da ben eleştiriyorum.
Peki, eleştirmeyelim tamam fakat bir kaç hafta sonra Wolsburg Beşiktaş’a 9 gol atıp rekoru kırınca, o gollerden, o futboldan mı bahsedelim? Sen Rüştü-Mustafa Denizli-Yıldırım Demirören omuriliği ile sezona başla, sonra her tarafımız ağrıyor de.
Veya Fenerbahçe, Galatasaray Valencia’ya, Shakhtar’a giderken arkadan sadece su mu dökelim?
Koskoca Sivas’ın 4 Avrupa maçında yediği 20 golden hiç mi bahsetmeyelim?
Peki ben torunlarıma Trabzon’un Avrupa maceralarını nasıl anlatayım?
Millet Messi mi Ronaldo mu tartışması yaparken, ben niye Sabri mi daha kötü Uğur Boral mı daha kötü tartışması yapayım?
(Kaldı ki, bu hafta gördüğüm kadarı ile Sabri sanırım daha iyi. Uğur Boral’ın durumunu şimdi siz düşünün. Bu arada Frank Rijkaard’ın Galatasaray’ını ne Fenerbahçe, ne de Beşiktaş durdurabilir. Bu takımı bir kişi durdurur, o da Sabri’dir. Tıpkı Barcelona’lı Rüştü gibi)
Sonuç olarak, bizi düzeltecek, evirecek, çevirecek, biz koyunları güdecek akıllı adam, başkan, antrenör lazım.
Bize aklı başında taraftar lazım.
Bize öngörecek adam azım.
Bize dürüst ve cesaretli adam lazım.
Bize fantazi antrenör lazım da değil.
Bize sadece Milli Marşı ezberleyen inatçı Alman lazım değil.
Bize içi geçmiş spiker, bütün bir maç Rüştü’ye Şükrü, Frank De Boer’e Koeman diyecek adam da lazım değil.
Bize adam gibi adam lazım.
Aurelio, Uche 10 sene burada yediler, içtiler, Türkçe hiçbir şey söylemeden gittiler.
Rijkaard, geldi, 3 ay sonra “Türkler’de herşeyden biraz var, fakat hiçbir şeyleri tam değil” dedi.
İşte bize bunu suratımıza vuracak Kadir İnanır gibi adam lazım.
Şimdi Neredeler
İsmini ilk defa Lemi Çelik’in yeğeni olarak duyuran, daha sonra 2007-2008 sezonu ortasında, Galatasaray’la sezon sonu için anlaşmış ancak daha sonra Galatasaray’ın, sözleşme şartlarını yerine getirmemesi üzerine protokolü iptal edilmesi ile anılan, 2005 yılında 2 kez U-20 formasını, yine 2006-2008 yılları arasında ise U-21 formasını 21 kere giyen ve 1 gol kaydeden, 2008-2009 sezonunda Ankaraspor forması ile toplam 2265 dakika görev alan ve 6 gol atan, Ankaraspor’un ilk yarısındaki önemli yükselişe büyük katkısı olan Özer Hurmacı, şu an Fenerbahçe’nin bazen yedek klübesinde battaniyenin altında, bazen ise numaralı tribün Acun Ilıcalı bölümünde futbolculuk hayatını sürdürmektedir.
Haftaya “Şimdi Neredeler” köşesinde incelenecek olan futbolcumuz, tabi ki Mehmet Topuz’dur.
Demirören’e Saldırı Görüntüleri ve Konuşulması Gerekenler
- “Demirören’e değil, Beşiktaş başkanlık makamına yapılmış bu saldırıyı tasvip etmiyorum. Bu Yıldırım Demirören’den öte Beşiktaş’a saygısızlıktır”. Basında kimsenin bu ezbere cümlededen başka söyleyecek hiçbir şeyi yok mu? 2 gündür okuduğum, izlediğim, dinlediğim kimse bu cümleden farklı bir şey söylemiyor.
- Bu adamlar neden serbest bırakıldı? Şu videoda gördüğünüz kişiler tutuksuz yargılanma şartlarını sağlıyorlar mı sizce? Kaçma, ortadan kaybolma olasılığı yok mu bu kişilerin?
- Bu adamların yargılanmasının yanında, artık ömür boyu statlara girmemesi neden sağlanmıyor? Her takım tribününde bunun gibi çekirdek bir kadro var. Bizim insanın gazla çalıştığını anlamamız gerekiyor artık. 30 bin psikopatın bir stadı doldurması size mantıklı geliyor mu? 1-2 bin kişinin yönlendirmesi, koyun psikolojisi ve galeyan. Olan budur.
- Dün Alen’i dinledim, “Planlanmış bir hareket değil. Bizim de haberimiz yoktu, kesinlikle tasvip etmiyoruz (başkanlık makamı vs vs.. ). Ama uzatmaya da gerek yok, çocuklar özür diler konu kapanır” diyor. Hukuk kararını vermiş, bize başka bir şey söylemek düşmez!
- Bugün Beşiktaş – Denizlispor maçında 75 dakika destek, son 15 dakika protesto olacakmış. Kardeşim, maçın ilk düdüğüne kadar protesto edin, ama dam gibi protesto edin. Sonra 90 dakika destek olun, son düdükle tekrar protestonuza devam edin. Ligde daha 26 maç var, UEFA’ya gidememiş bir Beşiktaş seneye hiç çekilmez!
- Affan Keçeci yine saçmaladı. Ben bir Levent Erdoğan’ın bir de bu adamın ağzından mantıklı bir cümle duymadım 27 senelik hayatımda. Diyor ki, “Zamanında ben federasyon görevlisiyken beni şeref tribününde yanlız bırakmışlardı. Yönetim protesto edip yanıma oturmadı (Kasımpaşa maçı). Ben o zaman kaçmadım, maçın sonuna kadar oturdum. Ama dün Yıldırım Demirören olay yerinden kaçtı. Beşiktaş başkanı kaçmamalıydı, kalıp konuşmaya çalışmalıydı.” Yıldırım Demören sarhoş, muhtemelen uyuşturucu almış, aracını tekmeleyen adamlar ile konuşmak için olay yerinde kalmalıydı. Yani videoda gördüğünüz şu adamlar ile iletişim kurmaya çalışmalıydı! Ve olaylar büyüyüp Demirören iyice tartaklanmalı, dayak yemeliydi. Affan Keçeci’nin içinin yağları erimeli, olay bütün dünya basınında yer almalıydı. İyice rezil olmalıydık. Değil mi Affan Keçeci?
- Bunların hepsi ayrı konu, Demirören’in artık bırakması gerektiği ayrı konu. Bu saldırıyı düzenleyen adamları desteklediğim tek nokta var, o da: “YILDIRIM DEMİRÖREN YETER!”




Son Yorumlar