Fenerbahçe ile Etiketlenmiş Yazılar
5 Aralık 2010
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Ağustos 31st, 2010 tarihinde gönderildi
Karabük maçından sonra Zapotocny’e sormuşlar; oruç mu tutmak isterdin, Emenike’yi mi? “Orucu bırak, artık 5 vakti bile kaçırmam.” demiş.
Karabük – Beşiktaş maçı bize şunu gösterdi; 5 Aralık 2010 Fenerbahçe için çok önemli.
5 Aralık’ta ne mi var?
Cristian Baroni’nin 5000.geri pasının kutlaması o gün değil. O, hemen haftaya.
“Evet/Hayır/Belki/Dur bakalım/Allah büyük” Referandum’u da yok…
Lugano, Andre Santos, Bilica, Baroni’nin Noel’de kaçmasına da daha var.
5 Aralık’ta Fenerbahçe – Karabük maçı var.
Karabük’teki maç pek önemli değil, çünkü Emenike Kadıköy’e geliyor.
Ve Aykut Hoca’nın en büyük ikilemi o güne kadar çözülmemiş ise, o gün çözülecek.
Çünkü yeni sistemde;
Fenerbahçe, orta sahada pres yemediği 3 maçta 8 gol attı, 3 gol yedi, 2 galibiyeti var. (Antalya, Trabzon ve Manisa.)
Fenerbahçe, orta sahada pres yediği 4 maçta, 3 gol attı, 5 gol yedi, 0 galibiyeti var. (Young Boys ve PAOK.)
Özet şu;
1. Fenerbahçe açık oynarsa kesin gol atıyor, fakat muhakkak gol yiyor.
2. Bilica ve Lugano ne kadar ileride basarsa, o kadar gol pozisyonu veriyor. (Denklem şu; Lugano ve Bilica kendi yayından 5 metre ilerde oynarsa 1 gol pozisyonu veriyor. 10 metreye 5 pozisyon, 15 metreye 10 pozisyon gibi..)
3. Fakat Fenerbahçe’ye ortada pres yapılırsa, Lugano ve Bilica otomatik geriye yaslanıyor. Bu şekilde daha az gol yemiyor, fakat daha az gol atıyor. E, bu şekilde galibiyet gelmiyor, taraftar sıkılıyor, Kezman, Güiza, Kazım da küfür yiyor.
4. Eğer açık oynayıp, rakip takım ise orta sahada basmayıp, sadece kontrayı düşünürse akıllara ilk önce Fenerbahçe – Kayseri maçı (1-4, Aghahowa 3 gol, 2008), daha sonra Emenike geliyor.
5. 2 gün içinde Bilica ve Lugano’yu gönderip hızlı 2 stoper alamayacağınız için, yine akıllara hazır Okan diye birini bulunmuşken, Gökhan Gönül’ü stopere çekip, sağ tarafı Okan’a vermek geliyor.
6. Ve hazır birilerine bir şey vermişken, aklıma Andre Santos’a da beş kardeş böreği vermek geliyor. Fakat çocukcağız 100 kilo olmuş, “onu da anlamaz, yer” korkusu da peşinden geliyor.
7. Bir sonraki yazı tabi ki Mardin’den Okan Alkan için geliyor.
HAYIR !!
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Ağustos 27th, 2010 tarihinde gönderildi

HAYIR!
“5 senede 1 şampiyonluğumuz var. Bu çok kötü” deyip, 5 maçta 1 galibiyet alanlara HAYIR!
Geçen sene Andre Santos ve Baroni’yi alıp Daum’un kuyusunu kazan, ama bu sene Stoch, Niang ve Dia’yı alan aynı adama HAYIR!
Şaşıdan ön libero, röveşatacıdan defans oyuncusu, Puff Daddy’den sol bek yaratanlara HAYIR!
Eski takımından abuk sabuk adam getiren her türlü teknik direktöre HAYIR!
Hayatında 4.Avrupa maçına çıkmış teknik direktöre Avrupa’da takım emanet edene HAYIR!
11 ay yatıp, 11 ayın sultanı her Ağustos ayının son günü transfer yapanlara HAYIR!
12 senede 12 teknik direktör, 122 yönetici, 1212 futbolcu ile çalışana HAYIR!
Her hafta bir kupadan elenenlere HAYIR!
17 kupa – 19 şampiyonluk sevincine HAYIR!
Hala kombine, forma, atkı, bilet, anahtarlık, yorgan, don, sutyen alanlara HAYIR!
Trabzon’un 34 maç x25 sene şampiyonluk özlemi ile dalga geçip, 8 maç x 25 senede Federasyon Kupası’nı alamayanlara HAYIR!
“Ben şimdi Aykut’u nasıl eleştireceğim?” diyen Şeytanlara HAYIR!
CEO’yu CEYO terlik gibi kovanlara HAYIR!
Sadece R değil, diğer 28 harfi de konuşamayanlara HAYIR!
“Ben sizi dövdüm mü? Ha, söyleyin yahu, ben sizi dövdüm mü? Söylesenize ulan! Şimdi dövücem ulan!” diye basın toplantısı yapanlara HAYIR!
Atilla Kıyat’tan, Uğur Dündar’a, çimcisinden masörüne, rakip başkanlardan Digitürk kablolarına kadar herkesle kavga etme enerjisini bulabilenlere HAYIR!
2 milyar insanın tanıdığı Beyaz Pele’nin kardeşinin gırtlağına sarılanlara HAYIR!
Rüştü’yü dövdürtüp, bunları dövdürtmeyenlere HAYIR!
Hala bu futbolu Hayır’a yoranlara HAYIR!
Ve Genç Oğlanlar’a, PAOK’a ve her türlü POK’a yenilirken “Her işte bir Hayır vardır” diyenlere de HAYIR!
Herşeye HAYIR ulan işte!
HAYIR!
İnsepşın
Murat tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Ağustos 12th, 2010 tarihinde gönderildi
Müthiş bir film.
Altan ağabey (Tanrıkulu) da seyretmiş.
Hemen atladım, gittim.
Ama Türk yapımına…
Kadro müthiş;
Aziz Di Caprio, Nihat Caine, Şekip Gordon-Levitt, Aykut Qcaman…
Konu daha da müthiş.
Bir adam var.
Kafanda bir rüya yaratıyor.
Orjinalinde mimar var, burada inşaat mühendisi.
Diyor ki; 3 sene üst üste şampiyon olacağız.
Sen heyecanlanıyorsun falan…
Yetmiyor, rüyanın içine bir rüya daha sokuyor.
Diyor ki; Fenerbahçe’nin artık Manchester gibi sportif direktörü var.
Ama rüyadasın ya; görev tanımı tam belli değil.
Rüyadan uyanman için dürtülmen lazım.
Trabzon hem kupada, hem ligde son maçta dürtüyor.
Seyirci bir türlü uyanmıyor.
Sonra bir rüya daha sokuyor. Diyor ki; o sportif direktörü, çok başarılı ya, teknik direktör yaptım.
Adam gidiyor, Avrupa’dan futbolcu alıyor.
Halbuki adam geçen rüyada Andre Santos ve Baroni’yi almış.
Acaba Daum’u sabote mi ettiler derken, bir rüya daha sokuyorlar.
Diyorlar ki; “Krasic Fener’de.”
Halbuki Güiza, Önder, Selçuk Fener’de.
Fakat seyirci uyanmak bilmiyor.
Ulan yetmiyor, bir rüya daha sokuyorlar.
Diyor ki, bu sene Şampiyonlar Ligi’ndeyiz.
Young Boys seni dürtüyor.
Seyirci yine uyanmıyor.
Ve en son rüyan Avrupa Ligi.
Sana PAOK çıkıyor.
Fakat filmin sonu güzel.
Son rüyada ölürsen Araf’a gönderiyorlar.
Tam anlatamadım galiba…
Burada ölürsen Araf’a gönderiyorlar, Araf’a…
Karşı tarafa değil…
Alex’in 3. çocuğu

Ve Alex 3.kez baba oldu.
Allah analı babalı büyütsün, ufaklığın ismi Felipe.
Bir sonraki çocuğun ismi;
Sürpriz; Dunga.
Plase; Maicon.
Favoriler; Derin, Ada, Su, Bal, Tereyağ, Semih, İstanbul, Dereağzı.
Bu 3.çocuk, Aykut Hoca’nın Fenerbahçe’de yapmak istediği devrimin kanıtı.
Neden mi?
Bir araştırma yapsan, dünyadaki tüm liglerde;
En çok doğuran Brezilyalı bizde.
En çok hamile gol sevinci ile sevinen Brezilyalı bizde.
En çok takımdan ayrı çalışan, kampa geç katılan Brezilyalı bizde.
Yahu bütün millet Lincoln’u bekliyordu, adam darbukalı fotoğraf göndermişti.
Adamlar Türkiye’de o kadar rahatlar ki..
Merak etmeyin Dünya Kupası’nda da öyleler.
İşte Aykut Hoca bunları bildiği için ona göre kadro yapmaya çalışıyor.
Neden mi?
Turnuvaya başlarken Güney Amerikalılar’a şakşakşak, en büyük Messi, Avrupalılar rezil.
Sonra?
Yarı finalde sadece Gana’yı eleyen Uruguay, geri kalanlar Avrupalı.
Güney Amerikalılar’ın ve Akdeniz ülkelerinin klasik sorunu.
Finali getirememek…
Tıpkı Denizli ve Trabzon’daki gibi…
Almanların tek olayı..
Finali getirmek…
Türklerin olayı…
Nerede abuk sabuk Brezilyalı, Arjantinli, Şilili varsa onları getirmek.
Yahu bir kişi de çıksın desin ki,
Kardeşim bizim senelik sıcaklık ortalamamız 13.5 derece.
Bize en uygun ülke Brezilya değil, İspanya’dır, Almanya’dır, Fransa’dır desin.
Fakat bizimkilerin ne yaptığını sen çok iyi biliyorsun.
Hürriyet’ten bir haber :
“Kocaeli’nin Gebze ilçesinde yapılan geleneksel futbol turnuvası maçında izleyicilerden birinin devamlı Vuvuzela çalması nedeniyle kavga çıktı. İki takım futbolcularının kavgayı yatıştırma girişimleri sonuç vermeyince, polis kavgayı biber gazı kullanarak sonlandırdı.”
İşte bu…
Türk Futbolu açılımı…
Fenerbahçe Açılımı
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Mayıs 25th, 2010 tarihinde gönderildi
İllaki tane tane yazmamı istiyorsanız, ben sadece böyle anlarım diyorsanız işte size madde madde Fenerbahçe açılımı. İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.
Republic of Fenerbahçe
Bu büyük potansiyeli tekrar tekrar ve uzun uzun yazmamıza gerek yok. Trabzon maçı öncesi Bağdat Caddesi Cumhuriyet Mitingi gibiydi. Yüce Rabbim Fenerbahçe taraftarına kilometrelerce ışıl ışıl cadde vermiş, kimilerine yokuş vermiş, kimilerine egzoz dumanı içerisinde otoban üzeri stat vermiş. Fakat aynı Tanrı biliyor da Fenerbahçe’ye UEFA kupası veya Şampiyonlar Ligi finali vermiyor.
- Potansiyel örneği : Fenerbahçe şampiyonluğu kaybettiği akşam eve girerken, bir baktım bizim bakkal ağlıyor. Ne oldu dedim, “Ağabey yıllık bira stoğumu bir günde aldım, ben ne yapacağım bu kadar birayı” dedi.
- Az ilgili bir örnek daha; Fenerbahçe o kadar farklıdır ki, bir Fenerbahçeli haberleri seyrederken, Beşiktaş veya Galatasaray haberi gelince kanalı değiştirir. Fakat Bir Beşiktaşlı veya bir Galatasaraylı, oturur sabaha kadar “Fenerbahçe nereye koşuyor” programını seyreder.
Taraftar
Şurada kaç senedir eleştiriyoruz, taraftar hala kombine alıyor, bilet alıyor, forma alıyor diye. Bana cevap veriyorlar, biz pazara kadar değil mezara kadar Fenerbahçeliyiz diye. Senin mezarına atkıyı ben bağlarım, sorun değil. Fakat ben size Fenerbahçe aşkınızı mı bitirin dedim? Sizden 2 şey istiyorum. Ya kombine alın, fakat akıllı, sistematik, disiplin içerisinde protestonuzu yapın, ya da kombine almayın, protestonuzu yapın. Çünkü bu kafayla daha çok final gider, daha çok Güiza gelir, daha çok anons yapılır, daha çok ağlanır.
- Protesto örneği : Aziz Yıldırım’ın basın toplantısından hemen sonra 30 bin kombinelinin klübe gidip kombinelerini fırlatması. Fırlatırken de “Aziz Başkan sen istifa etmedin, ama biz ediyoruz.” denebilir.
Aykut Kocaman
Bu anons skandalından sonra, anonsçudan önce kovacağım ilk adam Aykut Kocaman’dır. Bir sportif direktör, adı üstünde spor işlerini direktive etsin diye alınmış fakat;
- Eğer yedek klübesindeki teknik kadronun Bursa – Beşiktaş maçının skorunu doğru bilmesini sağlıyamıyorsa,
- Önündeki ekrandan Bursa maçını takip etmesine karşın, Selçuk ve diğerlerinin hareketlerine karşı hiç bir aksiyonda bulunmuyorsa ben bunda ya kötü niyet ararım, ya da hala ne iş yaptığını anlayamadığım Aykut Kocaman’ın görevine son veririm.
- Eğer bu işlerle idari menajer ilgilenir derseniz, o zaman onu kovarım.
- Yani kısacası birini kovarım. Çünkü burada bir skandal var.
Christoph Daum
Benim için ilk suçlu hiç bir zaman hakem veya teknik direktör değildir. İlk önce doğru kadro, sonra doğru teknik direktördür. Eğer kadroyu teknik direktör yapıyorsa o zaman ilk suçlu teknik direktördür. Bu taraftar Mustafa Denizli’yi kovdu, şimdi onu arıyor. Bu taraftar Zico’yu yuhladı, şimdi onu arıyor. Bu taraftar Hiddink’i gönderdi. Bu ülke insanı Şenol Güneş’i ülkeden kovdu, şimdi bağrına basıyor.
- Dip not : Bana da yılda 3-4 milyon Euro vereceklerse, her sabah kovup geri çağırabilirler. Hatta her sabah İstiklal Marşını Almanca bilmeme rağmen tersten Almanca okutsunlar.
Güiza
Bkz. 4.madde Christoph Daum. Adamın niye protesto edildiğini hiç bir zaman anlayamadım. Yahu onu oynatan, onu alan var. Bana yine yılda 3-4 milyon Euro versinler, isterlerse ben uyurken bile 50 bin kişi yatağım başında ıslıklasın. Ha derseniz ki, Güiza Daum’a her 90 dakika için komisyon veriyor, ben onu bilemem.
- Güiza transferinde, 1 tane profesyonel İnsan Kaynakları sorumlusu kiralasan, 2 dakika mülakat yaptırsan, adamın kaşlarından, duruşundan, oturmasından, kalkmasından zaten Fenerbahçe’ye yararı olmayacağını anlarsın.
Aziz Yıldırım
Ve son sözler tabi ki Başkan’ın.
11 yıl geçti. Bu 11 yılda Fenerbahçe Spor Klübü onlarca kupa almışsa, 11 yılda onlarca final oynamışsa, yarı finalin kapısından dönülmüş ise, en büyük faktör Aziz Yıldırım’dır. Ama tarihi anons skandalı yaşanmış, 27 senedir kupa alınamamış, en büyük rakibin UEFA kupasını almış, son UEFA kupası Kadıköy’de olmasına rağmen hiç iplenmemiş ise bunun tek sorumlusu yine Aziz Yıldırım’dır.
Aziz Yıldırım gitmelidir. “Başarısız olduğu için gitmeli” değildir. 11 yılda 33 kupa alınmış olsa dahi Aziz Yıldırım gitmelidir. Çünkü artık Fenerbahçe’nin imaj problemi vardır. Çünkü Fenerbahçe’nin artık makyajını değiştirmesi gerekmektedir. Çünkü;
- Fenerbahçe’den artık herkes nefret etmektedir.
- Eğer 10 takım sizden nefret etse, bunun 5’i size karşı ful motive oynasa, bunların sadece 2’si sizden yarım puan çalsa, sezon sonunda en az 6 puan eksiksiniz demektir.
- Bursa’nın şampiyonluğuna sadece Fenerbahçe ve Diyarbakır sevinmemiştir.
- Eğer reikiye, şakraya, yogaya inanıyor olsam, Trabzon maçı 20-1 bitmesi gerekirken tüm Türkiye’nin yaymış olduğu negatif enerji yüzünden 1-1 bitti demem de gerekir.
Yahu;
Bir başkan, her gazeteci ile uğraşır mı?
Bir başkan, ben sizi dövdüm mü der mi?
Bir başkan, her yönetici ile uğraşır mı?
Bir başkan, bir anonsçu ile uğraşır mı?
Bir başkan, bir kaleci ile uğraşır mı? Evet, Rüştü olayında Fenerbahçe haklı olabilir. Fakat tekrar soruyorum, bir başkan bir kaleci ile uğraşır mı? Rüştü ile uğraşacak 10 bin adamınız muhakkak vardır.
Tabi ki bir klüp Rüştü ile, Hıncal Uluç ile, Melih Gökçek ile uğraşabilir. Ama soru şu; bütün bunlarla bir başkan uğraşır mı?
Aslında soru şu; Fenerbahçe Başkanı’nın abuk sabuk bir kaleci için uğraşmaya nasıl zamanı olabilir?
Reklamdaki gibi, bir başkan hem aşçı, hem ayakkabı bağlayıcısı, hem elektrikçi, hem oyun oynayıcı, hem baba, hem sucu, hem teknik direktör, hem menajer, hem psikolog, hem bilmem ne olabilir mi?
Bizde olur anasını satayım.
Burası İstanbul.
Burası Fenerbahçe…
Bizde olur.



Son Yorumlar