Fenerbahçe ile Etiketlenmiş Yazılar
Namağlup

Sezon başından beri bütün maçlarını izledik Fenerbahçe’nin, bu akşamki kadar dirençli ve koşan bir takım hiç görmemiştik gerçekten. Bunun bir çok nedeni olabilir tabi, herkes bir sebep bulacaktır muhakkak ama bana göre en büyük fark, takımda “Gamsız Kazım” ın olmamasıydı. Onun yerine sahada Topuz vardı ve fazlasıyla yaptı onun görevini. Umarız Daum inadından vazgeçip Topuz’u monte eder artık oraya. Santos soldan fazla Alex’e yakın oynuyor bu sistemde, ortada ise Christian, Emre ve Topuz kalıyor. Bu şekilde ciddi anlamda koşan bir üçlü oluyorlar.
Geçen hafta Fener yorumumda Daum takımları Ekim’de tempoya başlar demiştik, işte bugünkü faktörlerden biri de budur sanırım. Gençlerbirliği 23.7 lik yaş ortalamasının verdiği büyük dirençle ligte ikinci yarılarda hiç gol yememişti. Bugün tamamen teslim oldular Alex ve arkadaşlarına. Ayrıca Beşiktaş forvetinden sonra en formsuz hücümcuya da sahip Fenerbahçe Guiza’sıyla. Buna rağmen ite kaka 8′de 8 oldu.
Yazı başlığına gelince; bugüne saat 16:00 itibari ile 4 namağlup vardı TSL’de (Eskişehirspor, Galatasaray, Gençlerbirliği ve Fenerbahçe) ama saat 22:00 de ise bu konumda yalnız kaldı Fenerbahçe.
İyi, Kötü, Çirkin
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Ekim 4th, 2009 tarihinde gönderildi
3 kişi…3 öykü..Tek takım, tek kader…
Rijkaard, 2004 senesinde Messi’li Barcelona’yı inşa ederken, o takımı tek başına mahvedilecek fakir lakin tavukkarası bir delikanlı ile tanıştı. Onu sabaha sınırdan kovdu.
Aziz Yıldırım, Amigo Orhan’ın uçarak kafa attığı, hatta direk uçtuğu, Yusuf’u sağ bek oynatan, Avrupa’dan sıfır çeken o amcanın yüzüne son kez baktı. Onu akşama klüpten kovdu.
Bir patron, fabrikası için, işi için ya tüplerini, ya da kendi kanından birini seçecekti. Bir saniye bile düşünmedi, tüplerini seçti.
Bu öykü, işte o 3 kişinin kesişen öyküsü….
Bu öykü, kale ağlarını demirören Rüştü ve Mustafa’nın öyküsü…
Bu öykü, iyi, kötü, çirkinin öyküsü…
Arka fonda Kıraç çalarken okumanız gereken bu dramatik girişten sonra, fanatikler için hazırladığımız bir ayrı bir-iki cümlemiz var, onu verelim, sonra esas konulara geçelim.
Beşiktaş, çok iyi yolda, hakemler hakkını yiyor, transferler harika, o golü verse Beşiktaş’ın 52 şampiyonluğu olacaktı.
Galatasaray, bomba gibi, hiç paniğe gerek yok, Elano müthiş, Arda çok iyi bir kaptan, Rijkaard dünyanın en kariyerli hocası.
Fenerbahçe, enfes bir takım. Isırıyor, parçalıyor, bir tane bile problem yok.
Yazıyorum, çiziyorum, sonra bana diyorlar ki, birader sen niye hep eleştiriyorsun?
Peki.
Eleştirmeyelim.
O zaman şu sorularıma cevap alayım…
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin 3 büyük takımının her sene en az 50 milyon Euro harcayıp, her sene 100-150 milyonluk takım oluşturup, kıçıkırık 3-5 milyonluk takımlar karşısında her maç, ama her maç yusuf yusuf olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin milli takımının veya o ülkenin takımlarının her maçının ama her maçının kader veya final maçı olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin, her turnuvada, ligde, kupada, kendi maçlarını alsa dahi bir üst tura çıkması için şanslarının başka maçlara bağlı olduğunu gördün?
Ve sen dünyanın neresinde, bir basketbol salonunun, özellikle 3 tane büyük klübün maç yaptığı salonun, Avrupa Kupaları başlayacağı bir dönemden önce parkelerinin sökülüp havuz yapıldığını gördün?
Şimdi ben gereksiz eleştiriyorum di mi?
Herşey çok güzel, güllük gülistanlık, ben fazla eleştiriyorum di mi?
Sanki bahsedeceğimiz müthiş bir futbolumuz, ballandıra ballandıra anlatacağımız güzel gollerimiz var da ben eleştiriyorum.
Peki, eleştirmeyelim tamam fakat bir kaç hafta sonra Wolsburg Beşiktaş’a 9 gol atıp rekoru kırınca, o gollerden, o futboldan mı bahsedelim? Sen Rüştü-Mustafa Denizli-Yıldırım Demirören omuriliği ile sezona başla, sonra her tarafımız ağrıyor de.
Veya Fenerbahçe, Galatasaray Valencia’ya, Shakhtar’a giderken arkadan sadece su mu dökelim?
Koskoca Sivas’ın 4 Avrupa maçında yediği 20 golden hiç mi bahsetmeyelim?
Peki ben torunlarıma Trabzon’un Avrupa maceralarını nasıl anlatayım?
Millet Messi mi Ronaldo mu tartışması yaparken, ben niye Sabri mi daha kötü Uğur Boral mı daha kötü tartışması yapayım?
(Kaldı ki, bu hafta gördüğüm kadarı ile Sabri sanırım daha iyi. Uğur Boral’ın durumunu şimdi siz düşünün. Bu arada Frank Rijkaard’ın Galatasaray’ını ne Fenerbahçe, ne de Beşiktaş durdurabilir. Bu takımı bir kişi durdurur, o da Sabri’dir. Tıpkı Barcelona’lı Rüştü gibi)
Sonuç olarak, bizi düzeltecek, evirecek, çevirecek, biz koyunları güdecek akıllı adam, başkan, antrenör lazım.
Bize aklı başında taraftar lazım.
Bize öngörecek adam azım.
Bize dürüst ve cesaretli adam lazım.
Bize fantazi antrenör lazım da değil.
Bize sadece Milli Marşı ezberleyen inatçı Alman lazım değil.
Bize içi geçmiş spiker, bütün bir maç Rüştü’ye Şükrü, Frank De Boer’e Koeman diyecek adam da lazım değil.
Bize adam gibi adam lazım.
Aurelio, Uche 10 sene burada yediler, içtiler, Türkçe hiçbir şey söylemeden gittiler.
Rijkaard, geldi, 3 ay sonra “Türkler’de herşeyden biraz var, fakat hiçbir şeyleri tam değil” dedi.
İşte bize bunu suratımıza vuracak Kadir İnanır gibi adam lazım.
Şimdi Neredeler
İsmini ilk defa Lemi Çelik’in yeğeni olarak duyuran, daha sonra 2007-2008 sezonu ortasında, Galatasaray’la sezon sonu için anlaşmış ancak daha sonra Galatasaray’ın, sözleşme şartlarını yerine getirmemesi üzerine protokolü iptal edilmesi ile anılan, 2005 yılında 2 kez U-20 formasını, yine 2006-2008 yılları arasında ise U-21 formasını 21 kere giyen ve 1 gol kaydeden, 2008-2009 sezonunda Ankaraspor forması ile toplam 2265 dakika görev alan ve 6 gol atan, Ankaraspor’un ilk yarısındaki önemli yükselişe büyük katkısı olan Özer Hurmacı, şu an Fenerbahçe’nin bazen yedek klübesinde battaniyenin altında, bazen ise numaralı tribün Acun Ilıcalı bölümünde futbolculuk hayatını sürdürmektedir.
Haftaya “Şimdi Neredeler” köşesinde incelenecek olan futbolcumuz, tabi ki Mehmet Topuz’dur.
Yedi’de Yedi, Yersen !!

Evet yedidde yedi yaptı Fenerbahçe. Ama “Yersen” diyorum ben. Daum’un gelişiyle böyle son dakika galibiyetlerini sıkça göreceğimizi biliyorduk geçen dönemden. Son dakikaya kadar galibiyet arıyor Aragones’in takımına göre. Ama Daum’un takımı da halsiz, dermansız, çok yorgun gibi. Bundan önceki Daum döneminde “Bizi Ekim’de görün” diyordu teknik direktör. Ve gerçekten de Koch’un yüklemeleri tarih Ekim ayı olunca fark getiriyordu Fenerbahçe’ye. Futbol kalitesi sebebiyle umarım öyle olur diyoruz, yoksa bu sene Fenerbahçe maçlarını izlemeye gerek yok 3 dakikalık özet gayet keyifli. Geriye kalan 87 dakika “cacık olmaz” dedirtiyor. Dün akşamdan notlar;
- Guiza, Guiza, Guiza… demek istiyorum. Sen nasıl İspanya gol kralı oldun diyoruz, geçen seneden beri bas bas bağırıyoruz ama bunu görmeyen sadece yönetim sanırım. Abi madem “talibi var!” niye göndermiyorsun bu adamı. İlhan Parlak vardı sezon başı, ona bu kadar şans versen en az bu kadar gol atardı. Ne diyelim Fenerbahçe taraftarı arasındaki kansere yakalanma oranı % 10 daha artacak bu sene.
- Uğur Boral’dan kurtulduk diye sevindi Fenerbahçe’li 3-5 maç ama o kadar. De Souza 2 maç daha ilk 11 çıkarsa sahada yığılıp kalacak. Adam feci yorgun durumda. Posa kıvamına gelmiş. Sol tarafı konuşurken sevgili Gökçek Vederson’u unutmayalım. Sadece bir kere doğruyu yapsa evet futbolcuymuş diyeceğim. Ama inatla bir kerecik dahi pas yerinde pas, orta yerinde orta yapmadı. Zaten yaptığı ortalar hep “orta” pas değil yani. Orta yapıp topla arkadaşını kesiştirdiği pozisyon yok.
- Kazım’a diyecek lafımız yok artık. Daum gibi bir hoca bile bu adama bu kadar katlanabiliyorsa bizim bilmediğimiz, görmediğimiz birşeyler olmalı.
- Son söz Genç Semih’e, son dakikada girdikleri pozisyonda ofsayttan 20 cm le yırttı. 4′e bir yakaladılar kaleciyi, Guiza atacak atamıyor adam ofsaytta. Solda da Uğur var ama Guiza kafasını sola çeviremiyor korkudan. Semih de Guiza’dan hızlı koşuyor kaleye, yardımcı kaldırsa ofsaytı ne diyeceksin ? Açıl biraz 1 metre geriden gel, demek bu sebeplerle halen Genç Semih.
- Antalyaspor’da Fenerbahçe’yi yenme hevesiyle ne geldi be kardeşim, 4 Fenerli futbolcu kaleciyle karşı karşıya kaldı hem de tüm yarım sahada. Takım uyudu gitti tamam, Mehmet hoca da basın toplantısında aldığı puan için yapacağı konuşmayı mı hazırlıyordu acaba ?
3 Şey
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Eylül 20th, 2009 tarihinde gönderildi
Bir Fenerbahçe’linin hayatta en sevmediği 3 şey…
Biraz takım oyunu bilen, isimsiz futbolculara sahip, soğuk bir rakip.
Ayak altında dolaşan 6 tane hakem.
Ve Galatasaray’ın, Avrupa’da maç kazandıktan 2 saat sonra Fenerbahçe’nin yenilmesi.
Üçü de malesef Perşembe gecesi gerçekleşti, ve Fenerbahçe yenildi.
Aslında maça ne hakemin tesiri oldu, ne de başka bir şeyin.
Bir tek şeyin etkisi oldu, onu da Fenerbahçe ters anladı.
Sezon başında Fenerbahçe’nin bu sene ısıracağı deklare ediliyor.
Ve hakikaten Fenerbahçe yavaş yavaş ısırmaya başlıyor. Fakat karşı takımı değil, bizzat kendini ısırıyor.
Manisa ve Bursa maçlarında takım “Biraz koşan, biraz kapanan, ayağa pas ile çıkan, biraz da Alex’i tutan takım beni pidenin arasına koyar ve iftarı öyle açar” diye bas bas bağırıyor, fakat Daum, ne Mehmet Topuz, ne Özer, ne de Semih’i düşünüyor veya onları hazırlıyor. Varsa yoksa, hep o ezberlediğimiz ilk 11.
Daum’un inadını hepimiz biliriz.
Meşhurdur, Almanca’da “Das Baykal inadı” da derler.
“Herr hausun die bi ein idir” onun sözüdür mesela.
Türkçesi, “Ben Anelka’yı klübede oturtmuş adamım, Mehmet Topuz’u mu oturtmayacağım? Üstelik ben transfer etmemişim.”
Fakat burada Daum’un hiç suçu yok
Burada en büyük suç yine çarkın içindeki bazı fanatiklerin.
5 haftada gereksiz şişirilmiş bir Fenerbahçe, 2 yıldır baş tacı edilen bir Güiza, devamlı Milli Takım’a seçilen bir Kazım, menajerlerin yeni oyun hamuru Santos, her bayramda helalleşilmesi beklenen Roberto Carlos vs.
Benim en çok üzüldüğüm nokta, maç 2-1 devam ediyor, Fenerbahçe’nin yüklenmesi gerek, fakat Twente hala pres yapıyor.
Aynı mantıkla, Panathinaikos 3-1 yenik. Hala bastırıyor.
Tamam çok beceriksizler, lakin sanki maçın rövanşı varmış gibi saldırıyorlar.
Niye?
Çünkü adamlar sadece topuk pası, röveşata için doğmamışlar.
Herhangi bir profesyonellik için doğmuşlar ve eğitilmişler.
Terzilik için, kuaförlük için, futbol için okula gitmişler, disipline edilmişler.
Örnek mi?
Hollanda’da İstanbul arazisi kadar çim saha var. Bomboş.
Üzerinde ya 2 kişi öpüşüyor, ya 10 kişi top oynuyor.
O 10 kişi de zaten Türk.
Sahalar bomboş, biz de olsa zaten çimi yeriz, peki orada nasıl futbolcu yetişiyor, ve bizi geçiyor?
Futbolcu boş sahadan yetişmiyor ki, okuldan yetişiyor.
Okulda, takım oyununu, maçı bırakmamayı, fizik gücünü nasıl kullanacağını, yardımlaşmayı, transferin nasıl yapılacağını öğreniyor.
Hollandalı futbolcu, antrenmandan sonra İngiltere Ligi’ni seyretmiyor ki.
Mesaisine bakıyor.
Fransız futbolcu, Portekiz U19 Milli Takımı’nın kalecisini bilmiyor ki.
Rus futbolcu, Bucaspor maçı ile ilgilenmiyor ki.
Fakat bir Türk hepsini biliyor, ve takip ediyor.
Peki takip ediyor da ne oluyor?
En iyi bilgisayar oynuyor, yorum yapıyor, kupon yapıyor.
Bütün memleketin tek işi bu.
Sadece teoride ve hayallerde.
Çünkü futbolu o kadar çok seviyoruz ki, herşeyi yaparız zannediyoruz.
Çünkü severek ve amatör ruhla herşeyi hallederiz diyoruz.
Bir örnek daha mı?
Kovalainen, Raikkonen, Hakkinen, Kankkunen, Mäkinen ve 50 tane daha bilmem neynen.
Bizim atalarımız ciritciymiş, güreşçiymiş de, bu Finlandiya’lıların ataları şöförmüymüş?
Evlerine giderlerken, uzun hızlı düzlüklerden, keskin S’lerden mi geçiyorlarmış?
Peki kaç yaşından beri karting eğitimi alarak disiplin, soğukkan, ciddiyet, sistem rafinerisinden geçmişler?
15 mi?
50 mi?
Hiç zannetmiyorum.
Bu şekilde Fenerbahçe’nin de, Türk futbolunun da bir yere geleceğini zannetmiyorum.
Acil müdahale şart diyorum.
Hatta korkuyorum, çünkü tüm Türkiye bir el atsa, o güzel Türk Basketbolu’muzu da bitirebileceğimize inanıyorum.
İsmail Köybaşı Vakası
Mert tarafından, Transfer Piyasası, TSL kategorisi altında, Eylül 3rd, 2009 tarihinde gönderildi
Mehmet Kızıl: “İsmail Köybaşı’yı Galatasaray ve Fenerbahçe de istedi. Hatta Fenerbahçe Beşiktaş’ın önerdiğinden daha yüksek bir bonservis ödemeye bile hazırdı. Ama Bekir İrtegün’ü bizden bedelsiz aldıkları için Fenerbahçe’ye kırgınlığımız vardı. Galatasaray da çok asılmayınca İsmail’i Beşiktaş’a sattık.”



Son Yorumlar