Fenerbahçe ile Etiketlenmiş Yazılar

Gökhan Git ve Gelme

Geçenlerde bir 3.sayfa haberi: Delikanlının biri trafikte kavgaya tutuşmuş. Delikanlının kanı deli ya, sinirlenmiş, gitmiş torpidodan silahını almış, diğer şöföre silahını doğrultmuş, “Seni vururum ulan” demiş. Karşıdaki şöför bakmış, bakmış, belinden silahını çıkarmış, delikanlıyı çat diye vurmuş. Ve eklemiş, “Silahını çıkartıyorsan, vuracaksın.”

Biliyorum, hemen tepki vereceksiniz.
Biliyorum çocuklara kötü örnek oluyorum, biliyorum böyle bir giriş olmaz, biliyorum spor yazarlarının yüz karasıyım, hatta Tarantino’suyum falan filan…

Fakat Fenerbahçe’yi anlatmak için bu örnekten daha iyi bir örnek olamaz.
Çünkü Fenerbahçe’nin bu seneki modu bu.
Fenerbahçe bakıyor, bekliyor, çıkıyor, vuruyor, geri geliyor.

İlk önce muhakkak ortada bir pres varsa onu yiyor, fakat bakıyor ki karşıdan birşey olmayacak, hemen sahneye çıkıyor.
Ve Fenerbahçe bunu çok iyi yapmaya devam ediyor.
Fenerbahçe bu şekilde sinir de bozuyor, çünkü bir de az gol yiyor ve maç başına 2.6 gol ortalaması ile oynuyor.

(Fenerbahçe en son 88-89 senesinde 3.haftaya kadar bu kadar az gol yemişti, ve ilk 2 maçı 5-0 ve 4-0 bitmişti. Hatırlarsanız, maçların ilk yarılarında gol atamayan Fenerbahçe, ikinci yarılarda 5 ve 4 gol atıyordu.)

Fakat bence Fenerbahçe’nin bu sene az gol yemesi kesinlikle Bilica veya Lugano yüzünden değil.
Onun altını çizmek ve bu tartışmayı sonraki bir yazıya bırakmak isterim..

Şunu da söylemek lazım, Galatasaray’ın Fenerbahçe’den muhakkak bir farkı var.
Farkı aynı zamanda fiyatı ve tabi ki Galatasaray’ın en az 75 dakika saldırıyor, basıyor, ısırıyor olması.
İkisi de sonuca ulaşıyor fakat tekrarlıyorum, Fenerbahçe sadece vuruyor ve geliyor.

Bir örnek daha mı?
Yıllarca Avrupa takımları İstanbul’a geldi. Hep dediler ki iyi oynadık, bastık, koştuk, ettik, eyledik…
Adamlar bir kere gelirlerdi, 1-0.
Yahu beyler, bunlarda birşey yok, yüreğimizi koyarsak alırız, 2-0.
Daha vakit var, pes etme…, 3-0.

Aslında Fenerbahçe, ki bu Daum ile başladı, son 5 yıldır kontra oynuyordu, fakat bu seferkinin ismi “sağlıklı fast-break”.
Çünkü bu sezon 88-89, 95-96 ve 00-01 sezonu gibi, takımda mongol sayısı daha az.
Baroni, Dos Santos, Daum, Koch, Emre, Gökhan, Semih, Carlos ve önceki seneye göre Kazım ve Güiza.
Bunların hepsi akıllı oynamaya ve sonuca ulaşmaya çalışıyor.Ve ulaşıyorlar da.

Tabi ki Galatasaray’ın son 6 maçta attığı 26 golü ve hızlı futbolu, Anadolu klüplerinin bu seneki zayıf başlangıcına bağlıyor isek, bunu aynı şekilde Fenerbahçe’nin bulunduğu durumuna uyarlamamız gerekiyor.
Fakat çok ufak tefek güncellemeler yapmak da gerekiyor.

Örneğin, dün Fenerbahçe 2.bölgeyi müthiş paslı ve hızlı geçti. Belki en geriden Lugano ve Bilica oyun kuramıyor, belki Güiza hala son top için yetersiz, lakin Emre-Dos Santos-Baroni-Semih müthiş paslaştılar ve bu şekilde Gökhan Gönül olağanüstü bir gol attı. Yani gol noktalarında biraz toptan anlayan adam olunca o iş güzel sonlanıyor. Çünkü Fenerbahçe golden bir önceki pozisyonları çok iyi organize ediyor.

Gökhan Gönül demişken son sözümüz Gökhan’a.
31 yaşındayım.
Ben Fenerbahçe’de ne gençler gördüm.
Selahattinler, Aygünler, Tarıklar, kaleci Oğuzlar, Recepler, Serhatlar, Ali Güneşler, Yasinler, Can Aratlar…

Ben bu gençleri seyrederken gençliğim çürüdü…

Fakat Gökhan Gönül benim Fenerbahçe’de hayatım boyunca gördüğüm en terbiyeli, en yararlı, en kafalı, en Türk, en yakışıklı, en efendi, en hırslı, en teknik, en saçı bozulmayan, en karakterli, ilk ve tek genç futbolcu.
Gökhan Gönül, Fenerbahçe’nin nasıl transfer edildiğini ve Fenerbahçe gibi bir öğütücünün içinde nasıl hala durabildiğini anlayamadığım tek oyuncu.

Sana tek sözüm olacak Gökhan Gönül.
Bu sene sonunda Avrupa’ya, Liverpool’a, Ipswich Town’a, Huddersfield Town’a git ve bir daha gelme.
Tugay mı olursun, K.Hakan mı olursun, Şenol Güneş mi olursun, Arif Erdem mi olursun ben bilmem.

Fakat ne kiralık, ne satılık.
Git ve sakın geri gelme.

Biz seni seyredecek bir uydu buluruz.

,

Yorum yok

Fenerbahçe için İftihar Vakti…

Sahura saatler kala Trabzon iftarını 3 golle açtı. Sivas pide kuyruğunda dayanamadı, 3 tane de o yedi. Fenerbahçe ve Galatasaray sofraya bir oturdu, rakipleri 7 gol yedi. Aslında 11 ayın sultanı Ramazan, herkesin rızkına göre verdi.

Bir kere daha gördük ki, ne Honved, ne Sion, ne de Levadia bizim rakibimiz, fakat aynı mantıkla ne Sivas, ne de Trabzon Avrupa’nın rakibi.

Bence ortada bir problem bulunuyor, ki bu problem eşittir ciddi maçlar öncesi abuk sabuk takımlarla oynanan eleme maçları ve bunun neticesindeki ajanda yoğunluğu, sakatlıklar, cezalılar ve vesairelerdir, ve bu sonsuza ıraksayacak denklemi çözmek için de 2 yol vardır.

Birincisi, toplayacaksın bütün Avrupa’yı, 1600 takımlık bir Lig yapacaksın, Haziran, Temmuz, bayram, noel, Cumartesi, Pazar, gece-gündüz herkes maç yapacak,
Tabi ki buna Bursaspor, Wycombe, Guimaraes de dahil, çünkü ne Sion Kasımpaşa’dan, ne de Levadia Keçiörengücü’nden iyi bir takım.
E bir de çağırmazsan Gaziantep’i, Kidderminster’i, onlara çok ayıp olur.
Böylece bütün takımları Ultra Mega Avrupa Lig diye birleştirmiş olacaksın, bu şekilde hepsi rahatlayacak, ter atacak, forma ve kültür değiştirecek, ne bileyim en azından televizyona çıkacak ve UEFA’nın istediği gibi herkes bir gün ünlü olacaktır.

İkincisi, bizim İddia CEO’su Mert Aydın’ı UEFA’ya göndereceksin, Sion, Mion, Levadia, Lavanta, ne varsa daha kafadan mülakatta eleyecek.

Yahu bu takımların Avrupa’da işleri ne?
Zaten bir maç gecenin 21:30’unda, öbür maç 21:45’inde.
Teravihden daha kalabalık bir grup, çay bahçesinde ellerinde çekirdek Elano’yu bekliyor.
Yarın iş var, güç var, sahur var.
Milletin uykusu gelmiş, hala Alex olsaydı 3 olurdu diyor.
Yahu 3 olsa ne olur, 30 olsa ne olur?
Senin ayarın mı o takımlar?

Tabi bu arada kimse kusura bakmasın, ortalıkta Sivas’ın ayarı bir takım da yok, Trabzon’un akranı olan bir takımda.

Bu konu aslında gidiyor geliyor, Şampiyonlar Klüpler Kupası’nın, yani Galatasaray’ın en son oynadığı sene olan kupanın statüsünün değiştiği tarihe denk geliyor.
O zamanlar kupaya sadece liglerinde şampiyon olan takımlar katıldığı için, en azından o kupanın bir ismi, bir havası, bir anlamı vardı.
Şimdi herhangi bir kupa için o ligden 15 takım, bu ligden 7 takım, şu ligden 1 takım alıyorsun, ve hatta bunları alırken de ortaya bir katsayı, bir matematik koydum diyorsun.
Mesela şu takım puanını, şu ülke puanı ile topladım, şu ligden 10 takım gelecek, diyorsun.

Peki o zaman aynı mantıkla bir hesap-kitap yap, geçen seneki futboluna bak, transferlere bak,
De ki, kardeşim bu sene Türkiye’den, şu şu şu takımlar gelecek. Estonya’dan, Macaristan’dan malesef takım alamıyoruz.
E Türkiye’den gelemeyenler ne olacak?
Gelemeyen arkadaşlar ilk önce düzgün takım kuracak, bir kere de 100 tane yeni adam transfer etmeyecek, seyircisi çekirdek yemeyecek, fundemental kelimesinin anlamını öğrenecek, ondan sonra gelecek, burada yer işgal edecek.
Çünkü herkesi biz buraya alırsak buranın anasını ağlatırsınız.

O zaman belki başımızı taşa vurmadan önce, oturup düşünürüz.
O zaman belki “Trabzon 3-1 yenildi, ve turu zora soktu” diye demeç vermeyiz.

Örnek, ya Sivas geçen sene yanlışıkla şampiyon olsaydı ve Şampiyonlar Ligi’ne direk katılsaydı…

İşte bizde bir otokontrol olmadığı için, nasıl UEFA stada geliyor, inceleme yapıyor ise, yetkililer gelecek, takımlara bakacak, ve diyecek ki, “Burada Kamanan var, tamam, Yattara var, güzel, fakat burada Petkovic, Yasin, Serkan Balcı var. Kusura bakmayın, bu şartlarda bizim bu takımları Avrupa Lig’ine almamız mümkün değil.”
Çünkü Avrupa Ligi’nin bir ismi var, bir anlamı var, diyecek.

Sakın yanlış anlaşılmasın, Sivas ve Trabzon ömür boyu hiç bir yere gitmemeli değil.
Önce takımını kuracak, Diyarbakır’ı yenecek, üst üste takımları ezecek, ondan sonra oraya çıkacak.
Bu konu her takım için söz konusu.
Tabi ki bu seneki Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi için de geçerli.

Maçlara gelince…
İki maça da, yani hem Fenerbahçe, hem Galatasaray maçına bakmaya çalıştım.
Fakat pek maç yazısı yazmayı sevmem.
Hele böyle 2 abuk sabuk maç için hiç bir şey yazamam.

Fenerbahçe ve Galatasaray’ın bu sene nasıl bir kadroya, nasıl bir sisteme, nasıl oyunculara sahip olduğunu söylemem mümkün değil, çünkü karşı tarafta ilk önce düzgün, sağlam, kurgulu, güçlü bir takım olacak, ondan sonra ben Elano, Dos Santos diyeceğim, 4-2-1-3, 4-2-3-1 yazacağım.

Burada tabi en sevindirici konu, Fenerbahçe’nin artık Avrupa’nın 2. ve 3. sınıf takımlarını çok rahat geçiyor olması. Bunu zaten Galatasaray yıllardır yapıyordu ama, Fenerbahçe için bu konular henüz 2003 senesinden itibaren başlamıştı.
Bir de en iftiharlık konu, Fenerbahçe’nin artık Alex’siz de yenebilmesi.

Artık siz bu konuya iftihar mı dersiniz, utanç mı dersiniz bilmiyorum.

Yorum yok

Güzel Şey Merak…

Emre’nin Forması : Sezonun yeni forması “Kuruluş Forması” üzerinde yaptığı değişiklik takıldı gözüme. Uzun kollu formayı kışın kesip kısa kollu forma yapan futbolcular görmüştük. Ama yakasını keserek yeni bir forma tasarımı yaratan ilk futbolcu oldu sanırım. Ne huylu bir adammışsın sen Emre.

Vederson’un Frikikleri : Frikik kaleye 30 metre mesafede olunca ve Vederson oyundaysa , topa koşarak geliyor ve kimseye bırakmıyor. Sonuç hep aynı; ya dağlara taşlara ya da baraja takıyor. 3 yıldır bu kadroda ama ben hatırlamıyorum frikikten gol attığını. Durum bu kadar vahimken, kim söylüyor bu adama bu şutları sen at diye ? Eğer kimse söylemiyorsa, hiç mi utanma yok sende Gökçek’ciğim ? Frikikten golünü hatırlayanlar varsa lütfen yazsın…

, ,

2 Yorum

Lugano Nereye?

Lugano

Döner dolaşır Fener’e döner dendi, Galatasaray stoper sorununu onunla çözecek dendi, Ferrari öncesi Beşiktaş ile de adı geçti. Sonunda Lugano bugün kendi ağzından Pazartesi günü yeni takımına imza atacağını açıkladı. İtalyan basınına göre imza atacağı takım Lazio.

Yeni dediğine göre Fenerbahçe değil. Beşiktaş da stoper sorununu çözdü. Türkiye’de bir takım olmadığı kesin dicem ama, bir Haldun Üstünel gerçeği var.

,

Yorum yok

Özlemişiz…

Futbol arası bitti. Cuma günü Beşiktaş’la sezonu açtık, bugün güzel bir 3x kombo ile devam ediyoruz. 7 saatlik bir futbol şöleni için kola, bira, fındık, snickers, meyveli yoğurt gibi tüm keyif verici maddeler hazır.

17.00 – 19.00  Chelsea – Man. Utd

19.30 – 21.30 Gaziantep – GS

21.45 – 23.45 Denizli – Fenerbahçe

Bu arada Bursaspor ve Fenerbahçe günün bankolarıdır. Zaten Kasımpaşa TSL için çok zayıf bir takım. Tam 17 transfer yaptılar ve ligde kalmak için bence hiç şansları yok. Bursaspor ise istikrarlı yükselişine devam ediyor. Mustafa Sarp’ı Galatasaray’a kaptırdılar ama takımın yıldızı Sercan’ın yanına Zapo ve Hüseyin Çimşir transferleri geldi.  Fenerbahçe ise yıllar sonra bu sene lige iyi başlayacak gibi geliyor.

Bahis oynamak isteyenlerin aklında bulunsun…

Related Posts with Thumbnails

, , , , , , ,

Yorum yok