Fenerbahçe ile Etiketlenmiş Yazılar
Fener Bu, Hem Sever Hep Döver.
Emrah tarafından, Emrah Öner kategorisi altında, Haziran 23rd, 2009 tarihinde gönderildi
Efes Pilsen son maçta Fenerbahçe’ye 79 sayı attı, şampiyon oldu ve dayak yedi. fy372ih8uv
Herkes farkındaydı ki, maç bitince sahaya koşup tekme atan o fıçı görünümlü arkadaş, 79 tane fıçı efes devirip maça gelmişti. Malesef, Allah’ın sopası yok fakat tribünün sopası var.
Geçen haftaki o Adana Adliyesi görüntülerine benzeyen final maçından bahsetmeyeceğim, merak etmeyin.
Kill For You, Roberto Carlos, “6 Kasım’da 6-0” formalı basketbol seyircisinden de bahsetmeyeceğim, yine merak etmeyin. “Kendini bilmez birkaç taraftarın yaptığını koskoca Fenerbahçe’ye mal etmemek lazım” klişesinden bahsetmeyeceğim, hiç hiç merak etmeyin.
Çünkü kendini bilmez taraftar sayısı Türkiye’de 6-7’dir. Bizim sokakta bir amca var, onla beraber 8. Kaynımın kayınçosu, 9. Bir de Rambo var, 10. Bunlar topu topu 10 kişi.
Bu arkadaşlar şansa o maça hep beraber gitmişler ise olay çıkar. Biri eksik olsun, başkanlar fair-play ödülü alır.
Fakat bir gerçek var ki;
Her ne kadar Fenerbahçeli taraftar 4-0’lık Samsun maçından sonra antreman basıp Müjdat’ı, Arap İsmail’i sopa ile kovaladıysa da, Rüştü’yü cipinde tekmelediyse de, kesinlikle bu tür olaylar sadece Fenerbahçe’ye has birşeydir diyemiyorum. Çünkü daha bir kaç sene önce Beşiktaş tribününde gencecik çocuk öldürülmüştü, Trabzon’da taş yağmıştı, Sami Yen’de tribün çökecekti vs…
Zira, bu sorun sosyoloji temaları içerdiğinden iddia ediyorum, Türkiye’de F1 takımı kurulduğu anda, birkaç kendini bilmez piste girer Button’a balata saplar, Kovalainen’i kovalar, Alonso’yu da rüzgar tüneline sokar. Allahtan adamlar final maçını görmüşler de, F1’i kapatıyorlar.
Burada tek suçlu Efes’tir. Efes’in en büyük suçu Fenerbahçe’yi yenmektir.
En suçsuz da o tekme atan arkadaştır.
Çünkü yöneticiler geçen sene onu ve onun gibileri doldurmuş, yarı final demiş, kupa sözü vermiş, 3 sene şampiyonluk demiştir.
O arkadaş süper kadro diye kombine almış, fakat karşısında Emreciksin’i, Belezoğlu’nu, Ali Bilgin’i, Burak’ı, Güiza’yı bulmuştur. Taraftar sinirlidir, çünkü kandırılmıştır. Taraftar sinirlenince o an karşısına ilk çıkana, zenci de olsa, beyaz da olsa girer.
Kandırılmak ve Efes deyince aklıma bir şey geldi.
Geçenlerde ETS ile Bodrum Voyage Charm’daydık.
Manzara süper. Deniz süper. Kaleye karşı eşini al, rakını al, buzunu al.
Otel ultra herşey dahil, limitsiz yerli yabancı içki.
Ama yalan da limitsiz.
Bira istiyorsun, Efes ücretsiz, diğerleri ücretli.
Nasıl olur? Limitsiz yerli yabancı içkideki olaya bak.
Efes de Efes değil zaten.
Sahildeki barda fıçı bira var, şişe bira yok.
Gittim sordum, şişe bira yok mu dedim?
Yok dediler.
Sonra öğrendim ki, resepsiyondaki barda varmış.
Her yarım saatte bir 5 kat yukarı çıktım. Garson resepsiyondan getirmiyor çünkü. Anam ağladı.
Sabah açık büfeye girdim. Taze portakal suyu alayım dedim.
2.5 TL dediler. Ne parası dedim? Taze portakal suyu paralı dediler.
Yahu, mayomun içide bozuk para mı taşıyacağım ultra herşey dahilde?
Tamam, mayoma da bazı şeyler dahil fakat sınırsız bir yere gelmişim parayı nereden bulayım sabah sabah? Ayrıca niye para getireyim?
Votka istiyorsun, sadece bir marka var. Viski istiyorsun, bir marka var. Onunda ismini ilk defa duydum. Diğer bildiğin bütün markalar ekstra.
Alakart restoranına gittik. Tatsız tuzsuz bir kavun geldi. Biraz daha istedik. Menüde kavun bu kadar dediler. Yahu yukarıda sınırsız kavun var, git getirsene. Getirmiyorlar. Ben rakıya kızarmış ekmek mi banayım? Öyle kaldık.
Sabah bir peynir yedik. İnanılmaz lezzetli.
Bir baktım, akşam o peynirden yok.
Dedim, “Sabah bir peynir vardı, rakı ile iyi gider, o peynirden kalmadı mı?”
Dediler, “Ağabey, o peyniri akşam çıkartamıyoruz. Yasak.”
Zannedersin, Tümen Komutanı emretmiş.
İşte aynı Fenerbahçe.
Dışardan müthiş transferler, paralar, pullar, altın karmalar, imza şovlar.
İçine bir giriyorsun, Uğur Boral, Maldonado, Deniz Barış.
Soruyorsun, yıldız transfer yok mu?
Var işte, 30 milyonluk Mehmet Topuz diyorlar.
Başka yok mu, diyorsun.
Yok ekstraya girer, diyorlar.
Bize Utanç !!! Efes Pilsen’e Tebrik…


Böyle bir taraftar grubuyla aynı takımı desteklediğim için dün gece kendimden utandım. Türk basketbolunun utanç gecesini yaşattılar camiaya. Yazık ettiler böyle güzel, çekişmeli,heyecanlı bir şampiyonluk serisine. Ama Fenerbahçe basketbol takımı içinde de var böyle holigan zihniyetli adamlar. Maç boyunca bench’te oturup maç sonunda hakem masası tekmeleyen, rakibe dirsek atan basketbolcular! İmam-cemaat hesabı, sen sahada bunları yaparsan tribündeki küçük beyinli holiganlar da bunu yapar. Sadece utandım, utandık…

Tebrikler Efes Pilsen.
Aykut Kocaman
Türk futbolundaki ender düzgün adamlardandır. Fenerbahçe’de kurtlar sofrasında ne kadar yaşar bilemiyorum. Emin olduğum bir şey varsa, o da Fenerbahçe’nin Aykut Kocaman gibi kamuoyunun ortak sempatisine sahip insanlara ihtiyacı olduğudur. 
Nasıl Fenerbahçe’lisi, Galatasaray’lısı, Trabzon’lusu Ertuğrul Sağlam’ın efendi kişiliğini takdir ettiyse ve onun üzerinden dolaylı olarak Beşiktaş’a sempati beslediyse, Fenerbahçe de Aykut Kocaman ile bunu başarabilir. Aziz Yıldırım’ın yıllardır Türk futbol camiasında yarattığı antipatik hava ancak bu şekilde dağıtılabilir.
Ayrıca Aykut Kocaman’ın sadece efendi kişiliğinden bahsetmek haksızlık olur. Benim futbol bilgisine de sonuna kadar güvendiğim biridir aynı zamanda. Eğer gerkeli yetkiler verilir ve işine karışılmazsa büyük ihtimalle başarılı olur. Tabi Aziz Yıldırım’ın bulunduğu bir yerde bu ne kadar mümkün olabilir? Hem de artık futbola karışacağını açıkladığı sezonda… Orada sıkıntı var işte!
“Ben Fenerbaaaze’nin Efzane Bazkanıyım…”
Ali Şen yine Fenerbahçe ve Türk futbolu hakkında garip açıklamalar yaptı. Ben röportajını baştan sona canlı dinledim. Şunu söyleyebilirim ki, hayatımda hiç bu kadar egoya maruz kalmamıştım. Öyle ki, 2 Fatih Terim, 3 Aziz Yıldırım ve 6 Hülya Avşar egosuna sahip efsane başkan. Yanlış anlaşılmasın, ben demiyorum. Ali Şen kendisini “Efsane Başkan” olarak tanımlıyor!
Şimdi, yarım saatlik bir röportajda nasıl oluyor da laf “Ben Fenerbaaaze’nin efsane bazkanı değil miyim zanım?” cümlesine geliyor benim aklım almaz. Benim dinlerken kendimi bu kadar rahatsız hissetmemin tek sebebi bu değil tabi ki. Ali Şen diyor k;
“Basında Aykut Kocaman ile Fenerbahçe ilk defa sportif direktörlük sistemine geçiyor gibi haberler var. Böyle bir yalan olabilir mi? Fenerbahçe’de sportif direktörlük sistemini ilk kez ben denedim!“

“…Zamanında ben teknik direktör Rauch’u takımın başına getirdim. Çok büyük teknik adamdı. Çarşamba UEFA kupasını kazandı, Cuma günü Fenerbahçe’nin başındaydı. O zaman Necdet Niş’i de sportif direktör yaptım. Yani Türkiye’de ilk! Sistem şöyleydi, benim başkan olarak hiçbir şeyden haberim olmayacaktı. Necdet her şeyden sorumluydu. Gerekirse Rauch’u kovacak, isterse futbolcu gönderecek, futbolcu getirecek, basına konuşacak vs.. Teknik direktör kovulursa ben ertesi sabah gazeteden öğreneceğim. Her şey yani, tam yetkiyle donatılmış. Ama olmadı, Necdet beceremedi…“
“Bu Topuz transferindeki Beşiktaş’ın becerisizliğidir. Bu olayın benzerini biz yaşadık. 1980 senesinde Beşiktaş İsa Ertürk’ün kulübü Zonguldakspor ile bonservis için anlaşmış, ben de gittim İsa’nın kendisiyle anlaştım. O zaman da başkan değilim, benden başkan rica etmiş transfer için. Tüm maddi giderleri de karşılayarak transferi yaptım. O zaman İsa Fenerbahçe’de oynamak istiyorum dedi, ben aldım getirdim. Beşiktaş alamadı. Becerikli insan ile beceriksiz insan arasındaki fark budur.“
Bu sportif direktörlük sistemini ilk ben getirdim cümlesini en az 8-9 kez söyledi Ali Şen. Ne kadar büyük yetkilerle donattığını da 4-5 kez açıkladı. Avrupa’daki menajerlik sistemlerine de genel olarak değinerek engin Avrupa futbolu bilgisini bizlerle paylaştı. Ama dünyada böylesine dengesiz yetkilerle donatılmış bir sportif direktörün var olmadığı ve var olmasının saçmalığı konusuna hiç değinmedi. Necdet Niş’in bir mağlübiyetten sonra baskıyı kaldıramayıp dağ evine kaçtığını sadece bir kez söyledi. Ama asıl suçlunun, onun üzerine bu denli baskı yaratacak kadar dengesiz yetkiyi veren Ali Şen olduğunu hiç belirtmedi. Övünerek anlattığı bu sportif direktörlük macerasının birkaç ay sürdükten sonra hezimetle sonlanmasındaki suçun, bu sistemi getiren kişi olarak kendisinde olması ise, Ali Şen’den beklediğimiz bir tespit değil tabi ki. Zira Ali Şen için önemli olan, altına imzasını attığı icraatın başarısı ve savunulabilirliği değil, medyada yer alacak “İLK BEN YAPTIM” cümlesidir!
Ben aldım, ben getirdim, parasını da ben verdim, ilk sportif direktörü ben atadım, Topuz’u alamayanlar beceriksiz, ben becerikliydim, ben efsane başkanım, ben Ali Şen’im, ben ben ben… Keşke elimde kaydı olsa da, röportaj boyunca toplam kaç kez “ben” kelimesini kullandığını sayıp buraya yazabilsem.
Türk futbolunda bugün antipatik görünenler Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören, Adnan Polat vs.. Belli ki hepsi zamanında egoyu ve yöneticiliği Ali Şen’den öğrenmiş.
Topuz Fener’de !
Murat tarafından, TSL, Transfer Piyasası kategorisi altında, Haziran 14th, 2009 tarihinde gönderildi

Ekonomik krizde düşen bonservis bedelini, süper bir operasyonla %50 arttırarak transferini yaptı. Kayserispor’u gerçekten tebrik ediyorum, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı transfer savaşı diye medya ve menajer oyunuyla birbirine düşürüp, futbolcusunun fiyatını istediği değere çekti. Sonuç olarak haftalardır konuşulan, Brezilya dizilerini geçen transfer hikayesi son buldu. Türk futboluna hayırlı olsun.



Son Yorumlar