Galatasaray ile Etiketlenmiş Yazılar

Fobik

“Fobi, bir insanın belirli bir obje, durum veya aktiviteden duyduğu korku hissine verilen addır. Fobisi olan insanlara “fobik” ismi verilir.”

Yukarıdaki tanım tamamen tıbbidir. Fenerbahçe- Galatasaray derbilerinde, Galatasaray’ın Saraçoğlu Stadı’nda düştüğü durumu, futbolun içinde kendimce çözemedim. Taraftar baskısı, Su şişeleri, Hakem Faktörü, Federasyon yok yok aklım ermiyor. Fenerbahçe’nin Türkiye Kupası kazanamama hastalığı gibi bir şeyde değil..

Bilimsel bir gerçek olmalıydı ve bilimsel olan bir şeyin çözümüde bulunabilirdi.Galatasaray futbolcularının başına gelenler fobi olabilir miydi? Evet evet Fobi. Saraçoğlu’nda geride kalan  10 yılın başka açıklaması olamaz.

Renk fobisi mi? Saha fobisi mi? bir doktor karar vermeli ve gecikmeden tedavi edilmeli. Bu hastalık geciktikçe daha derinleşiyor, taraftarıda fobik ediyor. Camp Nou gibi, Old Trafford gibi Avrupa’nın sayılı stadlarının hemen hemen hepsinde oynamış ve hatta başarılar kazanmış bir takımın bu duruma düşmesini insan kabullenemiyor.

Dünya’nın çeşitli ülkelerinden üst seviye futbol oynamış, profesyonellikleri tartışılmayacak bir sürü yeni adamı bir takıma topluyorsun ama hastalık onlarada bulaşıyor. Transfer yapılmadan futbolculara bu bulaşıcı fobiden söz etmek gerekli yoksa FIFA’lık olacak kulüp.

Bu takım 14 yıl şampiyonluk bekledi, beklediğine değdi. Tozu dumana kattı arkasından. Şimdi ise 10 yıldır  Saraçoğlu’nda galibiyet bekliyor. Fenerbahçe nasıl bir dönem Beşiktaş karşısındaki ezikliğini silkeleyip attı, Galatasaray’ında bu fobiden sıyrılıp, adına derby denilen mahalle kavgalarında hakettiği yeri alması gerekiyor.

, ,

1 Yorum

Anınıza Koyayım

Bilmeyen yoktur, Yıldırım Akbulut bir gün Azerbeycan’a gidiyor. Toplantının sonunda Azeri lider kadehini kaldırıyor; “Beyler, çok güzel bir toplantıydı. Hepinizin anısına koyayım” diyor. Yani bu gece anılarınızda kalsın anlamında. İşte ben de, o derbiyi, o geceyi bize yaşatan herkese teşekkür ediyorum. Anınıza koyayım.

Dünyanın derbisi…
Kıtaların derbisi…

Kainatın derbisi…

Kıchımın derbisi…

Göz var, izan var, internet var, teknoloji var, rakamlar var.
Ve hala kandırıyorlar…

Gavurun maçını 600 milyon hane izlemiş, seninkini kim izlemiş?
4 hane.
Babaannen, kaynın, eltin, görümcen.

Adamlara holigan diyorsun, barbar diyorsun, atılan şişe sıfır, senin hakemin kafasına zum yapıyorsun, ne var?
3 dikiş.

Peki adamlar kibar veya kültürlü oldukları için mi bir şey atmıyorlar?
Yoksa, tecavüz, kürtaj, uyuşturucu, adam öldürme oranı senin bilmem ne katın olan bir ülke, bir şeyden mi tırsıyor da atmıyor?

Kameramanı kafasına da votka şişesi atmışlar, ulan peki kameramandan ne istediniz diyorsun…
Kendi spikeri bile “Derbi maçında olur bunlar” diyor.

Hakeme maaş veriyorsun, Arda’ya da trilyonluk ceket…
Sonra gol ofsayt, penaltı penaltı değil, maçı niye iptal etmedi diyorsun.

Sünnetsizler öğlen sıcağında maç yapıyor, pas hatası yok…
Senin haspaların, en güzel akşamı bloke etmişler, 3 pas yok.

River-Boca maçı, Arjantin iflas etti diyorsun, orada hayvanlar gibi yaşanıyor diyorsun…
Seninkiler insan müsveddesi bile değil, daha maçı bile beklemeden yaban domuzu gibi birbirine giriyor.

Yahu maç öyle gergin ki, arkadaşım bile Arda’nın pozisyonundan sonra elinde çay varken eşine çelme takıyor.

Ha, bir de adamlarda sınırsız klas yabancı var diyorsun…
Sen kulübende Brezilya Milli Takım sol beki, İspanya forveti, Premier Lig oyuncusu bekletiyorsun.

Bu derbi neye benziyor biliyor musun?

Var mısın yok musun da hep Brad Pitt gibi herifler, fondöten prensesler yarışır.
Yahu o yarışmada bir tane başı bağlı kız veya bir Kürt genci yarışamaz mı? Bir tane içimizden bir insan yarışmaya başvurmamış mıdır? Ulan hep mi güzel bizim insanımız? Hiç mi yamuğumuz yumuğumuz yok bizim? Derbimiz gibi herşeyimiz dünyanın en iyisi mi?

Sen hiçbir şeyi pazarlayamıyorsun. Derbiyi pazarlıyorum zannediyorsun, fakat içi bomboş. Sadece kavga var, gürültü var. Zaten yurtdışında izlese izlese WWF seyircisi izler bizim maçı. O da şov zanneder gerizekalı.

Bir de sen elini korkak alıştırmışsın, elin Baroni’si, Keita’sı, Lugano’su, gelip burada dayılık taslıyor.
Arda’yı, Emre’yi yaşken eğmen lazım, adamlar Kurtlar Vadisi – Süperlig gibi dolaşıyor.
Sonra toplum yozlaşıyor çünkü o 20 yaşındaki Arda’nın kıçı arkada, gıdısı önde yürüyüşünü, kıyafetini, tipini örnek alıyor.

Ben ne Fenerbahçe’deyim, ne Galatasaray’da…
Ne taktiğinde, ne pozisyonunda…
Zaten 10 senedir skor da belli..

Fakat hala inanamıyorum…
Hakemin kullanması gereken en önemli organını yaralıyorsun, sonra müthiş derbi başlasın diyorsun.
Yahu sıkıyorsa mahkemede hakimin kafasına bir şey atsana?
Bakalım duruşma nerede başlıyor?

Peki bir futbol maçı ne zaman iptal olur, başlar ya da başlamaz? Onu da yaz kitaba.
Mesela de ki, 3 dikişe başlar, 13’e başlamaz.
Yağlı kazık ile başlar, iğdiş edilirse 15 dakika durur.

Her zamanki gibi boşuna konuşuyoruz, boşuna…

Terörist şu an elini kolunu sallayarak geziyor, hakemin kafasına sadece ufak bir şişe atsan seni nasıl hapse sokabilirler ki?
Cem Garipoğlu bile belki şu an “Ben teröristim” dese yırtacak, sen hala bana Güiza diyorsun, Elano diyorsun, Aydın diyorsun, hala 4-3-3-1-2-1 diyorsun..

Biz, boşuna yazıyoruz, çiziyoruz, boşuna…

,

Yorum yok

Yakışan Budur…

Onu, bunu, sistemi, hocayı, teknik direktörü, hakemi, kartları, A planını, F planını , sakatı, cezalıyı, milli yorgunları, Rıdvan’ı, yayıncı kuruluşu, atkıyı, formayı, moru bir kenara  bırak. Futbolu seviyorsan bu adamları alkışlayacaksın. 90 dakikada olmuş tam 7 gol. Kim kazanırsa kazansın, haftaya hangi maç olursa olsun. İster 8′de 8 olsun ,ister  25′de 25. Keyif almadıktan sonra neyi izleyeceğiz, niye vereceğiz hayatımızdan bu saatleri, günleri…

TSL’deki kötü futbola rağmen bize 7 gol izlettiren takımların rengi ne olursa olsun, hangi takımın taraftarı olursan ol, biraz zevkine varmak lazım bu işin. Neden izliyoruz Avrupa liglerini, ya da neden unutamıyoruz bu tarz maçları… Haftada 4 maç yayınlıyor yayıncı kuruluş. Peki izlediğimiz diğer 3 maçta akılda kalan toplam yedi pozisyon var mı gollerin dışında ? Bu maçta nefes almadık desek abartmamış oluruz.

Bir futbol sevdalısı olarak, bu güzel akşam için teşekkürler iki takıma da… Kendilerine yakışanı yaptılar…

,

1 Yorum

Galatasaraylı Blog Yazarlarının Eleştiriye Tahammülsüzlük Durumu

Evet, artık herkes biliyor; bloglar yazarlarının özel alanlarıdır ve blogger’lar istediklerini yazma özgürlüğüne sahiptirler. Aynı şekilde insanlar da herhangi bir blogu okuma veya okumama özgürlüğüne sahiptirler. Dolayısıyla Beğenmiyorsan okuma kardeşim yaklaşımı da sonuna kadar haklıdır, lafım yok.

Ancak, bir blogu okumama özgürlüğüne sahip olduğumuz gibi, okuduklarımızı eleştirme özgürlüğüne de bir o kadar sahibiz, değil mi?

Önce Galatasaray’ın hakkını teslim edelim. Galatasaray’ın son 3 senedir yaptığı transfer hamleleri ile Türkiye standartlarının çok üzerinde bir takım kurduğu çok açık. Özellikle Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısından sonra, son yıllarda yaptığı yıldız transferleri de referans alarak Fenerbahçe’den beklediğimiz atılım, sürpriz bir şekilde Galatasaraydan geldi. Önce Lincoln, Linderoth, sonra Kewell, Baros, en son ise Elano, Keita, Leo Franco transferleri ile 3 senede kadroda devrim yaptı Galatasaray. Ama asıl devrim kulübede gerçekleşti; ben de dahil olmak üzere hepimizin çocukluk kahramanı Rijkaard, Neeskens ile birlikte mantalitede devrim yapmaya geldi. Neyse, bu yazdıklarımı bilmeyen kimse yok, uzatmıyorum.

RijkaardElano

Mesele şu ki, son günlerde düzenli olarak takip ettiğim veya şans eseri denk geldiğim birçok blogda benzer yazılar ile karşılaşıyorum. Önce Sturm Graz beraberliği sonrasında Rijkaard’ın eleştirilmeye başlanması neredeyse tüm Galatasaraylı blogger’larda benzer tepkiye yol açtı; “Galatasaray’ı eleştirmek için fırsat kolluyorsunuz!”. Sonrasında Ankaragücü hezimeti gelince artık Rijkaard eleştirileri dozunu yükseltmeye başladı ve artık Rijkaard’ın yanında Elano da hedefteydi. Burada kabul etmek lazım, bazı basın organlarında eleştiri sınırları aşıldı, saçmalayanlar oldu. Ama yapıcı veya yıkıcı, iyi veya kötü niyetli tüm eleştiriler Galatasaraylı blog yazarlarında aynı tepkiyle sonuçlanmaya başladı; “Herkes Galatasarayı yerden yere vurmak için yer arıyor!”.

Bu artık standart bir tepkiye dönüştükten sonra ise benim dikkatimi çekmeye, beni rahatsız etmeye başladı. Şimdilerde dikkat edin, özellikle Rijkaard ve Elano, biraz da Mehmet Topal için “eleştirme – eleştireni eleştirme” savaşı devam ediyor.

Eleştirilerin dozu hakkında Galatasaraylı yazarların haklı olduğu noktalar yok değil. Bu zaten Türk basınının, hatta Türk insanının genel sorunu. Linç etmeyi, aşağı çekmeyi seviyoruz. Del Bosque, Aragones, Guiza, Nihat, Lucescu, Skibbe vs… Bunların hepsi linç edildi Türkiye’de. Ancak benim son zamanlarda okuduğum yazıların bazıları (hepsi değil), eleştirinin dozuna değil, doğrudan eleştirilmeye karşı durduğu için çok ama çok samimiyetsiz duruyor. Sinirlenmiş bir fanatiğin yazdığı, altı boş bir yazıya dönüyor okuduklarımız.

Galatasaraylı taraftarlar şu anda güzel bir rüyada. Önemli yıldızlarla dolu kadrosuyla, Türkiye’ye gelmesine hala inanamadığımız ve aramızda olduğu için gurur duyduğumuz Rijkaard’ıyla Galatasaray, taraftarını bulutlara çıkardı. Şimdi ise arkadaşlar oradan hiç inmek istemiyorlar.

Ama ne yazık ki, işler öyle yürümüyor…

, ,

9 Yorum

Atamicaz Baba…

Bu yaşta bir çocuğu, böyle bir psikolojik baskı altına sokan babaya kocaman aferin…Ne yaptı, nasıl anlattı, nasıl inandırdı acaba ki, çocuk ne hale gelmiş…

Related Posts with Thumbnails

,

2 Yorum