Milli Takım ile Etiketlenmiş Yazılar

Kartallar Havada Çiftleşir.

.. ve Belediye Başkanımız konuşmasını bilimsel bir örnekle tamamladı. “Bu sprey. Bu da ozon tabakası. Sıkıyorum, çıkıyorum.” Şimdi de sırada, işitme ve görme engelliler için hazırladığımız haber bülteni. Türkiye A Milli Takımı, tarihe geçen Estonya zaferinden sonra harika bir oyunla Bosna’ya da yenilmeyerek Afrika 2010 iddiasını sürdürdü. Dünya Kupası’na gitmesi kesin gözü ile bakılan millilerimiz, Ekim ayı içerisinde son 5000 yılın en iyi takımlarından biri olan Belçika ile karşılacak…

Bu akşam Galatasaray – Beşiktaş maçı var.
Maçın skoru aslında kağıt üzerinde belli, çünkü onca mühendis oturmuş, düşünmüş ve Galatasaray’a 1.50 vermiş.
Ya pek iddaa oynamıyorum, ya da denk gelmedi, fakat ben Kadıköy’deki Fenerbahçe – Galatasaray maçlarında bile 1.5’u görmedim.
Burada bir kere yapılacak en güzel hareket ya üst, ya da Beşiktaş’a oynamak.
Ya da skor oynayalım derseniz, 3-1 9 veriyor, 4-1 18, 4-2 ise 55.
Amacım kimseyi yermek değil, lakin Beşiktaşlılar nedense bu maçtan umutlu.
Hatta Manchester maçından daha umutlu.

Bence Beşiktaş’ın 2 şansı var.

Bir, eğer akşam maç saatinde, Allah korusun, İstanbul’da fırtına koparsa, Sami Yen’deki maç iptal olacak.
İki, eğer ilki kopmazsa, Beşiktaş ikinci fırtınanın da kopmamasını bekleyecek. Çünkü Baros-Keita-Arda-Kewell, eğer yorgun değillerse, Beşiktaş’ın çatıya çıkması gerekecek.

Dediğim gibi, amacım kimseyle dalga geçmek falan değil.
Fakat kim olursa olsun, bir takımın Sami Yen’de son 11 senede sadece 1 galibiyeti, ligde son 10 derbide (Trabzon’u saymıyorum) 3 galibiyeti, son 20 derbide 5 galibiyeti bulunuyor, ve o takım bu sene buldozer gibi ezen rakibinin evine gidiyor ise, bence biraz daha sağlıklı düşünmesi gerekir. Bu arada Beşiktaşlıların hakem yazıları hazırdır bile. 1912’deki pozisyon ofsayttı, ama 2009 senesinde hakem aynısını vermedi vs..

Bir tüyo vermek gerekirse; Beşiktaş, Hakan Balta üzerinden yüklenmeli.
Ben hayatımda Hakan Balta kadar alakasız bir sol bek görmedim. Kanatta Sabri’den daha alakasız duruyor.
Leo Franco da yan toplarda hiç yok.  O yüzden Beşiktaş sağlı sollu bindirmeli.
Fakat Beşiktaş’ın malesef havaya sıçrayacak adamı yok.
Beşiktaş, Tabata’yı da aldı ve kadro iyice kısaldı.
Halbuki, bu takıma 10 değil, 10.5 değil, 1.90 iyi bir forvet lazımdı.
Belki kafa hakimiyeti olan tek adam Nobre, o da zaten ligin belirli bir bölümünde hiç yok.
Ne güzeldi Beşiktaş’da eskiden Nouma, İlhan Mansız vardı.
Rıza’sı vardı, ortalardı. Zeki’si vardı, Feyyaz’ı, Ali’si vardı. Hava toplarını hep alırlardı.
Wilson’u vardı. Keliyle şut çekerdi.
Bir de İlhan İrem vardı, Elvan gazoz vardı, İnanç Dünyası vardı…
Neyse, fazla dağıtmadan introdaki konuya dönelim.

Konu, tabi ki A Milli Takım.
Hayatta en sevmediğim şey, “Bakın ben size söylemiştim” demek.
O yüzden yazar oldum.
“Bakın ben bunu yazmıştım” demek için…
(İspanya maçı sonrası)
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/11344854.asp

Fakat bu konulardan artık o kadar bıktık ki, tekrar tekrar yazmaktan, çizmekten, konuşmaktan…
Artık o kadar soğuduk ki Milli Takımdan, elememe maçlarından,
O kadar sıkıldık ki padişah antrenörlerden, fetihlerden,
Belediye kadroculuğu gibi kurulan takım kadrolarından,
Agresifliklerden, gırtlak kesmelerden,
4 puan ve +10 averaj farkından sonra hala basın toplantısında hakemlere kıpkırmızı suratla giydirmekten,
Üstte 5 düğme açık beyaz gömleklerden,
Maçtan sonra, 13 yaşında fondotenden yüzü gözükmeyen 40 görünümlü kızlarına sarılıp ağlayan başkanlardan, teknik direktörlerden,
Biatçılıktan,
Sahada her top kaptırdığında, her yanlış pas ve her yamuk şutta, çocukların yedek klübesine korku dolu bakışlarından,
Takımında oynamayan adamı ben oynatırım dahiliklerinden,
Muhabir sorularının terslenmesinden,
Yıllardır orada şamaroğlanı olan Müfit Erkasap’tan,
Hakan Balta’dan, Emre’den, Kazım’dan, Gökhan Zan’dan,
Elimizdeki tek forvet Genç Semih’den,
Genç kelimesinden,
Sabri kelimesinden,
Niye istifa edeyim ki kelimesinden,
Final maçı kelimesinden,
Henüz herşey bitmedi kelimesinden,
Dünya üçüncüsü, Avrupa üçüncüsü kelimesinden,
Basketbol dururken, futbol kelimesinden,

O kadar bıktık ki, senden…
Ve senin futbol terimlerinden….

O kadar gına geldi ki…

Ne olur…

İyi yolda olduğumuzu söyleyen kim varsa,
Takımdan memnun kim varsa,
Seni orada isteyen, seven kim varsa,
Arkana oturt, harakirini yap, hepsini yok et ve ne olur git.

Yorum yok

2012′ye Kesin Gideriz di mi Hocam ?!

Bilmem kaç maçta, turnuvalarda koç’luk yapmak, teknik adamlık yapmak bu sonuçları doğurmayacağı anlamına gelmiyor demek ki. Fatih Hoca’yı da diğerlerini de gözünüzde büyütmeyin lütfen. Bu kadar tecrübeye rağmen dakika 10’da sahadan atılıyorsan, yanlış futbolcuları kadroya çağırıp, bir de üstüne yanlış kadrolar sahaya sürüyorsan pes doğrusu diyorum. Dün gece tribünlerin en tepesinden maçı bizden iyi seyretti. Şapkasını önüne koyup biraz düşünsün, ya düşünceleri değişti ya da bildiklerini unuttu bu adam.

Yazık değil mi şimdi bu Arda’ya, Volkan’a ve 2010 Dünya Kupası finallerini çocuklarına, torunlarına anlatma fırsatı yakalamak için çırpınanlara. Sen şimdi yine matematiksel şansımızın olduğuna falan da takılırsın hocam. Bir akşam evvel dostluktan, kardeşlikten, fair play’den bahsedip bir gün sonra oyunun 10. dakikasında her ne sebeble olursa olsun hakeme saldırıp kavga kültürünü henüz üzerimizden atamadığımızı da herkese anlatırsın.

Arda gününde değildi. Onu sürekli formda görmekte hakkımız olmasa gerek. Üfürükten  Estonya maçında gereksiz kastırınca, bu maçta gücümüzü zaten ekonomik kullanmak zorunda kalacağımız malumdu. Emre’ye gelince kızamıyorum, hırslı olmak herşey demek değildir. Psikolojisi müsait bir insanın başındaki hocası da Fatih Hoca olursa, nasıl kırmızı karta kadar götürmedi işi çözemedim. Çok koştu yazık oldu. Halbuki Fatih Hoca onun yanına Ayhan’ın vazifesini görebilecek bir adamı koysa yarım koşup yarımınıda yeteneklerine ve 90 dakikayı verimli geçeçirmeye harcardı.

Volkan’a ne söyleyelim ki! Helal olsun yürekli ve başarılıydı. Ona da Dünya Kupasında forma giymek yakışırdı. Defansı komple bir kenara koymak lazım. Facia idi, sebebleri olsa da. Semih’in de niçin yedeklerde kalıp, oyun sonlarının kahramanı olduğunu bu maçta çok iyi anladık. Gökhan’a da, bize “Sabri’yi sok hoca” diye bağırttırdıysa ne diyelim.

Şampiyonaya gidememek maçın sonucunu daha da acı hale getirince insanlar  bizim gibi suçluları arayıp duruyorlar işte. Akşam üzüntü ve kızgınlıkla yazmak istememem de ondandı. Sakinleşmek istedim. Basketboldaki milli takımın Polonya galibiyeti ve grup birinciliğinin sevinci bile bu kızgınlığı bastıramadı. Fatih hoca’nın dediği gibi bize artık Bosna takımını Güney Afrika’da desteklemek düşüyor.

Yorum yok

Arjantin’e de Kakaladılar

Sen yıllarca Müslüman kardeşine, Bosna’ya yardım et, asker gönder, herşeyini ver; sonra Bosna Hersek – Ermenistan maçında Bosna Hersek puan kaybetsin diye dua et. İşte Türkiye A Milli Takımı ve onun patronlarının bizi Güney Afrika’dan önce getirdiği o kutsal nokta.

Türkiye A Milli Takım, tarihinin 5193. final maçına çıktı, ve Estonya’yı parçaladı.
Gökhan Zan sezonu açtı ve Arda A Milli Takımı’nın 600.final golünü attı.
Çarşamba günü 5194. final maçı, sonra zaten sırasıyla 5195. ve 5196. final maçları var.
Ben zaten Türkiye’nin bir tane final olmayan maçını biliyorum, onda da sanırım tek forvet Zeki Rıza Sporel’di.
E huyumuz kurumasın mı şimdi?
Kurusun.

Kurusun, kurusun da bir de şöyle diyorlar…
İngiltere’nin tarzı belli, Almanya’nın belli, Brezilya’nın belli, Türkiye’nin tarzı belli değilmiş…
Nasıl belli değil?

Sen değil misin, sabah saati 06:56’a kurup, traşı, makyajı, banyoyu, kıyafeti, çantayı hazırlayıp 07:00’de servise yetişen?
Sen değil misin, bütün lise hayatın boyunca, 15 gün dışarda kardan adam/kadın yapıp, Pazartesi sabahı dönem ödevini bitirmeye çalışan?
Sen değil misin, 3 ay yazın plajda büyük baş hayvan gibi yatıp, son gün iş/okul/dershane/kiralık ev arayan?
Sen değil misin uçağa/vapura/trene/seminere/doktor randevusuna salise kala girmeye çalışan?
Peki yine sen değil misin, 4 sene T cetveli taşıyıp, 2 sene master, 4 sene doktora, 2 sene tekrar master yapıp, 50 yaşında paralı askere giden?
Sensin di mi?
Evet sensin.

İşte 11 tane sen, Çarşamba günü bir final maçına daha çıkıyor.
Ve sanki ipler bizim elimizdeymiş gibi, yine her yerde reklamlar, yine biz kimiz, biz Ayşeyiz, biz Fatma’yızlar..
Cyborg gibi 10 salise içinde 25 tane şey düşünen Ardalar…
Arda, biraz daha formda olsa, yarım salisede Euro 2008 3.lüğünden buralara nasıl düştüğümüzü hemen bulacak.
Veya Fatih Terim, sahayı, organizasyonu, primi, o kadar şeyi düşünene kadar Bosna Hersek’in 4 yılda nasıl geriden gelip bizi solladığını, bütün futbolcularının Avrupa Ligleri’nde nasıl oynar duruma geldiğini, her maçımızı alsak bile Bosna’nın kime ve nasıl puan kaybedebileceğini düşünüp bulsa, yeter ve artar bile…

Biz kim miyiz?
Biz buyuz işte…

Bir de tabi hangi akla hizmet maçın Kayseri’de oynandığını çözebilse çok iyi olur.

Maçların hepsini almamız lazım, karşı tarafı parçalamamız lazım, o yüzden seyirci lazım, bağırmak lazım.
Fakat maçtan çıkan tek ses; cips sesi.
Niye cips?
Çekirdek yasaklandı ya.

Kayseri – Gaziantep maçına gitmiştim, stad gerçekten güzel.
Gerçi şehire UFO inmiş gibi duruyor. Fakat esas seyirci başrolde.
Tanımlanamamış seyreden cisim.
Hiç kimse ne bağırıyor, ne seviniyor, ne üzülüyor, ne ayağa kalkıyor.
İnsan bir tepki verir, inanın biri sahaya çakmak atsa üzülmeyeceğim.
Dost acı söyler, buralarda malesef milli maç olmuyor, çekilmiyor, seyredilmiyor.

Lakin aynı gece, sahura kalktık, Arjantin – Brezilya maçı var.
TV’nin sesini neresinden kısacağımı şaşırdım.
O maç ve seyirci ayrı yazı olur, fakat kısaca özetlersek; Elano hiç birşey yapmadan, Andre Santos idare ederek maçı bitirdi. Elano’nun yerine Kaka ortada oynayınca, Elano sadece frikikleri kullandı. Onda da Brezilya bir gol attı.
Fakat genel olarak bu arkadaşları nasıl kadroya çağırdıklarını hala anlamıyorum.
Fakat Brezilya malesef eski Brezilya değil.
Çünkü artık pozisyon da vermiyor. Eskiden yine 1-2 pozisyon bulma şansınız vardı, fakat bu Lucio, Luisão, Gilberto ile artık o pozisyonlar da hayal.
Messi bile arada eridi gitti, ve Brezilya grup lideri olarak Arjantin’i ezdi geçti.

Tekrar dönelim bize..
Bize ne olur?

Hiç merak etmeyiniz, her zamanki gibi arkamız çok sağlam.
Çünkü mübarek aydayız.
Yukardaki bizi hiç yalnız bırakmadı.
Hele Fatih Terim’i hiç bırakmadı.
Ne Norveç maçında (İbrahim Kaş sakatlanmasa, futbolumuzda Gökhan Gönül diye biri olmayacaktı), ne Çek Cumhuriyeti maçında, ne de Hırvatistan maçında…

Yüce Rabbim’in bir tek Liverpool – Beşiktaş maçında biraz işi vardı.
Bir de Sigma maçında biraz yoğundu…

Son söz; Çarşamba günü felaket bir maç bizi bekliyor.
Takımların denk olması, iki takımın da formda olması, ikisinin de yükselen değer olmasından dolayı değil.
Çünkü tahmin ediyorum, Bosna Hersek Milli Takımı da komple oruç tutuyordur.
Her ne kadar biri ben Boşnak’ım derse, Müslüman olduğunu, Hersek’leyim derse Hırvat olduğunu belirtiyordur fakat yine de çok ortada bir maç.

Bu yüzden kazanan Alem-i İslam olacak.

Yorum yok

Yoksa Gidiyor muyuz ?

Kazım Kazım ve Gökhan Zan sakatlıkları sebebiyle Bosna maçı kadrosundan çıkarılmışlar. Dün o güzel futboldan sonra futbol tanrıları da duruma el attı sanırım.

Gidicez galiba Afrikaya…

, ,

Yorum yok

Milli Takım

Bu akşam Estonya ile önemli bir maça çıkıyoruz, ama bu maçı çok fazla düşünen yok sanırım. Kafalar çarşamba gecesi Bosna’daki maçta. 2010 yolundaki en kritik maç, her zamanki gibi yine kritik durum, yine ölüm kalım maçı ve yine başkasının elinde kaderimiz. Bir kerecik de olsa bir eleme grubundan çıkmayı grantileyelim yahu. İki tane de formalite maçımız olsun. Neyse bizim kanımızda var bu son dakikacılık. İşin matematiğine göre çarşamba gecesi Bosna’yı yenmek yetmiyor, Bosna bizden sonra da puan kaybetmeli. Hani derler ya çıkmadık candan ümit kesilmez aynen o hesap. Bu akşam Estonya nın bize sıkıntı yaşatabileceğini sanmıyorum. Arda, Tuncay,Hamit ve arkadaşları bu akşam Bosna maçına ısıtırlar kendilerini.

Bizde bir 11 yaptık Hexagoal olarak. Sizin 11′ler ?

Related Posts with Thumbnails

5 Yorum