Galatasaraylı Blog Yazarlarının Eleştiriye Tahammülsüzlük Durumu


Evet, artık herkes biliyor; bloglar yazarlarının özel alanlarıdır ve blogger’lar istediklerini yazma özgürlüğüne sahiptirler. Aynı şekilde insanlar da herhangi bir blogu okuma veya okumama özgürlüğüne sahiptirler. Dolayısıyla Beğenmiyorsan okuma kardeşim yaklaşımı da sonuna kadar haklıdır, lafım yok.

Ancak, bir blogu okumama özgürlüğüne sahip olduğumuz gibi, okuduklarımızı eleştirme özgürlüğüne de bir o kadar sahibiz, değil mi?

Önce Galatasaray’ın hakkını teslim edelim. Galatasaray’ın son 3 senedir yaptığı transfer hamleleri ile Türkiye standartlarının çok üzerinde bir takım kurduğu çok açık. Özellikle Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısından sonra, son yıllarda yaptığı yıldız transferleri de referans alarak Fenerbahçe’den beklediğimiz atılım, sürpriz bir şekilde Galatasaraydan geldi. Önce Lincoln, Linderoth, sonra Kewell, Baros, en son ise Elano, Keita, Leo Franco transferleri ile 3 senede kadroda devrim yaptı Galatasaray. Ama asıl devrim kulübede gerçekleşti; ben de dahil olmak üzere hepimizin çocukluk kahramanı Rijkaard, Neeskens ile birlikte mantalitede devrim yapmaya geldi. Neyse, bu yazdıklarımı bilmeyen kimse yok, uzatmıyorum.

RijkaardElano

Mesele şu ki, son günlerde düzenli olarak takip ettiğim veya şans eseri denk geldiğim birçok blogda benzer yazılar ile karşılaşıyorum. Önce Sturm Graz beraberliği sonrasında Rijkaard’ın eleştirilmeye başlanması neredeyse tüm Galatasaraylı blogger’larda benzer tepkiye yol açtı; “Galatasaray’ı eleştirmek için fırsat kolluyorsunuz!”. Sonrasında Ankaragücü hezimeti gelince artık Rijkaard eleştirileri dozunu yükseltmeye başladı ve artık Rijkaard’ın yanında Elano da hedefteydi. Burada kabul etmek lazım, bazı basın organlarında eleştiri sınırları aşıldı, saçmalayanlar oldu. Ama yapıcı veya yıkıcı, iyi veya kötü niyetli tüm eleştiriler Galatasaraylı blog yazarlarında aynı tepkiyle sonuçlanmaya başladı; “Herkes Galatasarayı yerden yere vurmak için yer arıyor!”.

Bu artık standart bir tepkiye dönüştükten sonra ise benim dikkatimi çekmeye, beni rahatsız etmeye başladı. Şimdilerde dikkat edin, özellikle Rijkaard ve Elano, biraz da Mehmet Topal için “eleştirme – eleştireni eleştirme” savaşı devam ediyor.

Eleştirilerin dozu hakkında Galatasaraylı yazarların haklı olduğu noktalar yok değil. Bu zaten Türk basınının, hatta Türk insanının genel sorunu. Linç etmeyi, aşağı çekmeyi seviyoruz. Del Bosque, Aragones, Guiza, Nihat, Lucescu, Skibbe vs… Bunların hepsi linç edildi Türkiye’de. Ancak benim son zamanlarda okuduğum yazıların bazıları (hepsi değil), eleştirinin dozuna değil, doğrudan eleştirilmeye karşı durduğu için çok ama çok samimiyetsiz duruyor. Sinirlenmiş bir fanatiğin yazdığı, altı boş bir yazıya dönüyor okuduklarımız.

Galatasaraylı taraftarlar şu anda güzel bir rüyada. Önemli yıldızlarla dolu kadrosuyla, Türkiye’ye gelmesine hala inanamadığımız ve aramızda olduğu için gurur duyduğumuz Rijkaard’ıyla Galatasaray, taraftarını bulutlara çıkardı. Şimdi ise arkadaşlar oradan hiç inmek istemiyorlar.

Ama ne yazık ki, işler öyle yürümüyor…

Related Posts with Thumbnails

, ,

  1. #1 by cenk! on Ekim 7th, 2009

    blog yazarları da en ağır fanatikler olduğu için normal. biz zaten tüpçü başkan yüzünden es-es le yarışıyoruz bu sene, farketmez naparlarsa yapsınlar:)

  2. #2 by fgp on Ekim 7th, 2009

    haklısın valla mert. adamlar toz kondurmuyo rijkaarda. aragones de dünya şampiyonu hocaydı neler dediler dimi?

  3. #3 by Fırat on Ekim 7th, 2009

    Galatasaray şampiyon olur bu sene, kim ne derse desin…

  4. #4 by guijarra on Ekim 7th, 2009

    hak veriyorum, ancak bunu şu şekilde söylemek daha mantıklı: türk taraftar eleştiriye açık değil. bu sene galatasaraylıların tutunacak çok dalı var, dediğin gibi güzel bir kadro ve teknik ekip var ortada. bu nedenle iyi şeyler bekliyorlar, eleştirileri hazmedememeleri ondan. ama, bir galatasaraylı olarak söylüyorum, başkalarının eleştirileri karşısında dinlemeden düşünmeden savunmaya geçen taraftar, işler yolunda gitmediğinde çok daha ağır tepkiler veriyor. senelerdir bunu anlatmaya çalıştık, fakat türkiye’de taraftarlık mantığı kolay değişecek bir şey değil. bu ülkede taraftar, iyi olduğun müddetçe yanındadır. kötüye gittiğin anda isyanlar, küfürler başlar. hiçbir takıma zaman tanınmaz. aynı şekilde, bu ülkede çoğu taraftarın takımı eleştirilemez, çünkü konuşturmazlar. şehrini koruyan askerler gibi çoğu taraftar da; içerde neler olduğunu irdelemez, sadece dışardan gelenleri susturarak takımını savunduğunu sanır. taraftar olmayı bilmiyoruz, umarım bir gün öğreniriz..

  5. #5 by Chaogrey on Ekim 7th, 2009

    Rijkaard eleştirilir; yanlış oyuncu oynattı diye eleştirirsin, yanlış zamanda oyuncu değiştirdi diye eleştirirsin, açıklamasını eleştirirsin. Ama sistemini değiştirmedi diye eleştiremezsin. B planı yok diye eleştiremezsin. Adamın B planı yok, niye peki? Çünkü olmasını istemiyor. A planıdır Rijkaard’ın her şeyi. Kızdığımız bunların bilinmemesi, belden aşağı vurulması. Rotterdam’a atıf yapılması, “Burası Türkiye” raconu kesilmesi. Unutmayın ki geçen sene UEFA’da final oynayamadıysak bunda taraftarın gafletinin payı büyüktür. Herkes Uğur Meleke kesilmesin bir zahmet, taraftarız biz; takımımızı koruyalım.

  6. #6 by Mert on Ekim 7th, 2009

    Chaogrey,

    Söylediklerin yazının içerisinde zaten var. İyi okursan yazıda zaten dozu kaçmış eleştiriye hak vermediğimi belirttim. Ki zaten yazıda hiçbir şekilde teknik eleştiriye de girmedim. Ne eleştirilir, ne eleştirilmez, bence Rijkaard’ın nesi eleştirilmeli vs… Bunlar bu yazının konusu değil. Yazının konusu Galatasaraylılarda gözlemlediğim, en küçük eleştiriye bile (haklı dahi olsa) “Hadi eleştirin hadi, eleştirmek için an kolluyorsunuz zaten” refleksidir.

    Olay bu…

    Bu arada Uğur Meleke iğnelemesini de 1 seneye yakındır blog yazan birine ben yakıştıramam.

  7. #7 by Mert on Ekim 7th, 2009

    Guijarra, haklısıın ne yazık ki. Taraftar olmayı öğrenmek çook zor bizim için. İnsanların eğitim ve sosyal seviyelerine kadar gider bu mantaliteyi düzeltmek…

  8. #8 by Naar on Ekim 9th, 2009

    Önce şunu söyleyeyim, bahsettiğin “eleştirilmesin” diyen güruhun içindeyim ben.

    Şimdi bunun sebeplerini açayım da, belki o zaman bir fikri olur insanların eleştirinin niye karşısında olduğumuz hakkında.

    Rijkaard senin ülkene gelmiş, yanında Neeskens, Pujol ve Quadrat ile. Adam teknik ekibini almış gelmiş yani, demek ki bir projesi var, aklında birşeyler var. Ayrıca yönetimin yaptığı kurumsal hamleler var, altyapıyla ilgili çalışmaları var.

    Yani olaya toplamda bakarsak sistemli bir proje var, bu başlatılmış ve işletiliyor şu anda.

    Şimdi gelelim niye eleştirilmesin mevzusuna. Değişik tarzda eleştiriler var, bunları yorumlayayım.

    1. Skora göre eleştiri: Bunu direk olarak atlıyorum. Puan kaybedince “B planı yoktu”, 3′er gol atıp kazanınca “fantastik 4′lü, kim çıksa diğeri girse iş yapıyor”.

    2. Sisteme bağlı eleştiri: Bu da klasik, “bugün kazandı ama defansta açık verdi, ortasahası oyun kuramadı, forvetler etkisizdi, bunlara dikkat etmesi lazım” durumu.

    Bu maddeyi detaylı ele alıcam. İnsanlar bunu söylerken şuraya getiriyorlar “Rijkaard bunlara dikkat etsin, düzeltsin”. Yahu arkadaş, bu sistem dediğin ha deyince düzelebiliyor mu? Yani Rijkaard öyle birşeyler yapacak ki, bir sonraki maç bunlar bir anda düzelecek, takım Barcelona gibi oynamaya başlayacak. Bütün futbolcular özümseyecekler Rijkaard’ın yapmak istediğini, “sihirli değnek” değecek takıma.

    Böyle sığ, desteksiz bir düşünce olabilir mi? Şu tarz bir yorum okuyunca deliriyorum resmen, bomboş bir eleştiri bu. Hiçbir amacı yok, maksat eleştirmiş olmak, hata bulmuş olmak. Neden “zaman” deniliyor, hiç düşünen var mı? Zaman deniliyor, çünkü birşeylerin yerleşmesi için sürekli tekrar etmek lazım. Örneğin kapanan takımlarla birkaç maç oynaman, puan kaybetmen lazım ki kapalı takımları açmayı öğren, özümse bunu. Milli maç aralarında ne diyor Rijkaard basın toplantılarında dinleyen var mı, “beraber daha çok çalışmamız lazım”. Sürekli antreman yaptırmak istiyor yani futbolcularına, bu davranışları yerleştirmeye çalışıyor. Birşeyleri sistemli şekilde otomatize halde yapmak kolay değil, hele 11 kişinin içinde olduğu bir eylemde yapmak hiç kolay değil.

    Kimse eleştirmesin demiyoruz, eleştir ama mantıklı bir eleştiri yap. Takımın her maç sistemini biraz daha geliştirmesini, ilerlemesini bekle. Eğer geriliyorsa o zaman eleştir işte, “takım geriliyor” de, “daha önce yaptığı organizasyonları yapamıyor” de. Ama kademe kademe bir sistemi algılayıp, oturtup, oynamaya çalışan bir takıma “ya bunlar bir türlü sistemi oturtamadı, şuralarda şöyle eksikleri var” gibi ebleh bir eleştiri getirme. Bunu biz de görebiliyoruz çünkü, bunun giderilebilmesi için de bir süre koymuşuz ortaya, 1 yıl demişiz. Bu sezonun sonuna kadar süre koymuşuz, bundan sonra yorumlamaya başlayacağız.

    Diyelim Keita bir maç sağdan yardırsın, hayatının performansını göstersin. Maçı 5-0 almış olalım, rakip takımın biraz da dağılışıyla Galatasaray sağlı sollu gelmiş olsun. Biliyorum ki herkes mest olacak, Galatasaray’ın sistemini övecek.

    Tam tersi senaryoyu düşünelim bir de. Keita yeterince etkin olamacak, o goller bir türlü gelemeyecek, ve rakip takım maçın sonlarında bir tane gol atacak defanstaki boşluktan dolayı, maçı 1-0 kazanacak. Bu sefer de herkes Galatasaray’ın ne kadar kötü olduğunu anlatacak.

    Halbuki ikisi de aynı takım, ikisi de aynı sistem. 5-0 kazanırken gol yemedi çünkü riske girmedi, defansı iyice öne çıkarmadı. Diğerinde ise golü atamadı, atsa fark daha da açılacaktı.

    Şu takımın maçları yetenekle değil de takım oyunu oynayarak herhangi bir oyuncuya odaklanmadan kazandığı gün takım sistem takımı olacak. Ve şu ana kadar da öyle bir maç olmadı, ama bazı maçlarda bunun ışığını belli periyotlarda verdi, misal Eskişehir maçının ilk yarısı. Siz bu zaman gelene kadar oyuncu tercihini eleştirirsiniz, “x oyuncu niye pas atmadı da kendi gitti” dersiniz, ama sistem hakkında yorum yapamazsınız, çünkü sistem yok.

    100 kere sistem dedim, çünkü bu kadar önemli birşey, bir kez daha söylüyorum burada önemli olan “SİSTEM”.

    Arkadaşlar yorum farklı birşeydir, eleştiri farklı. Yorumculukla eleştiriciliği karıştırmayın.

  9. #9 by Futbol on Kasım 25th, 2009

    Futbol severler maçtan önce, maç sırasında ve özellikle maçtan sonra çok duygusal olabilirler.

(yayınlanmayacak)

  1. No trackbacks yet.