Emrah Öner kategorisi arşivi

Bizde Transfer Var ZANdık.

Eski bir futbolcu geçen bir sohbette şöyle demiş; “Biz eskiden transfer paramızla Bakırköy’de 2 ev alırdık, 1 dükkan alırdık, bir de araba alırdık. Şimdi futbolcular çok şanssız, sadece bir rezidansa paraları yetiyor.” Mahsun Kırmızıgül de bir şarkısında şöyle der; “Ben böyle şansın, ben böyle kaderin, ben böyle hayatın….”

Zanlı, Gökhan Zan.
Herhalde arkadaşın istatistiklerini tekrar tekrar vermeye gerek yok.Zaten sabah sabah 1000 tane abuk sabuk rakamla uğraşmazsınız.
Ayrıca Uğur Meleke şu anda, Gökhan’ın 6 aylıkken evinin salonunda plastik topla yapamadığı ofsayt taktiklerini, lisede metacarpus kemiği çıktığı için oynayamadığı halı saha maçlarına oranlıyordur.

Kabaca, senede 50 maç varsa 25’inde yok bu adam.Zaten geçen sene bile, ki şampiyonlukta büyük payı var diyorlar, 50 maçın 26’sında oynamış.
Ernst bile 20 maç oynamış, kelim benim, sezonun yarısında geldi zaten.
Kaldı ki, Gökhan bir senede en çok 29 maç yapmış, o da Gaziantep’te kiralıkken.

Bakın, aslında sorun Gökhan Zan’ın sakatlıkları değil.Sorun, Beşiktaşlı birinin Galatasaray’a transfer olması da değil.Sorun, bonservis olayı da değil. Sorun, bir futbolcunun çok karaktersiz oluşu, çocukken öbür takımı tutması, profesyonel sahtekar olup 2 dakikada 2 forma giymesi de değil.

Sorun şu….
Gökhan Zan kaç para almalı?
Ya da genel olarak, bir Türk futbolcusu kaç para almalı? Yani bir Türk kaç para eder?

Bardağın dolu tarafından bakıyorsun, Emreciksin, Uğur Boral, Sabri rahat 2 trilyon alıyor.
Bu arada Gökhan Gönül, 1 trilyon alıyor. Mehmet Topal, belki almıyor bile.
Güiza, Semih’in en az 3 katı, Mehmet Yıldız’ın 5 katı, Taner’in 10 katını alıyor, fakat Güiza-Torres belki aynı parayı kazanıyor. Memleket memleket değil, menajerlik oyunu.

O zaman şöyle yap. Misal;
Gel arkadaşım Lugano de.
Senede 50 maç var. Güzel. Sen geçen sene 30 maç oynamışsın. O da güzel.
20 maç ense ısırmışsın, kafa atmışsın, dirsek atmışsın, Noel’e eve gitmişsin. O daha da güzel.
Sen 4 milyon Euro istiyorsun.
30 bölü 50, çarpı senelik senin istediğin rakam eşittir 2.4 milyon.
Yoksa güle güle anam.

Aslında bunu yabancıya bile yaparsın, Türk’e de.
Ama bunun arkasında Federasyon gibi bir kurumun olması gerekir.

Peki, boş tarafından bakalım bardağın.
5 tane Türk stoper say desem, sayamazsın.
Önder Turacı, İbrahim Toraman, Gökhan Zan, Emre Aşık + Kewell.
Başka yok. O zaman Gökhan Zan’ın istediği çok para değil.

Fakat bir futbolcunun bonservisi yok diye, Türkiye’nin ilk 5 stoperinden biri diye, camdan vazoya 2.8 trilyon verilir mi? Eğer senin as ikilin Gökhan Zan ve Emre Aşık ise Rijkaard’i niye aldın? Cevat hoca ile de en az 2’ncilik garanti. Gerçi Rijkaard olayı abartılıyor, onu ayrıyeten yorumlayacağım, fakat bu transferlere kim evet diyor?
Adnan Polat, bomba transfer var diyor, taraftar rahat olsun diyor, yoksa Gullit mi geliyor?

Şimdi, Beşiktaş Gökhan Zan’ın opsiyonunu uzatsaydı, Galatasaray bonservis ödeyecekti diyorlar.Yahu tamam, Carrusca’yı alan şapşal, Gökhan Zan’a bonservis parası verir mi? Artık Aziz Yıldırım bile vermez.
Vermez di mi?

Fenerbahçe Aurelio’dan, Tuncay’dan, Rüştü’den hiç birinden para kazanamazken, Emreciksin, Sercan, Emre Belezoğlu gibi elinde patlayacağı kesin olan futbolcuları transfer edip trilyonlar harcarken, Galatasaray Meira’dan bile para kazandı. Sivas’tan bedavaya aldığı Servet’ten servet elde etti. Futbolcu ticaretinde iyi giden Galatasaray burada bir hata yaptı. Çünkü Gökhan Zan’ı bir daha satamayabilir. Çünkü sakat diye ismi çıkmış. Bugün Avrupa’nın belki de en çok dikkat ettiği özellik, devamlılık. Ipswich Town bile Gökhan Zan’ı isterken bir bakacak, adam hayatı boyunca 1000 maçın 500’ünde oynamamış.

Burada bir başka hata da tabi ki şu;
Eğer Beşiktaş, Gökhan’ın opsiyonunu 1 yıl daha uzatsaydı, Gökhan 700 bin Euro’dan oynayacaktı.
Ya atladılar, ya da başka bir şey var. Eğer Galatasaray 2 milyon 800 bin Euro vereceği var ise, seneye de verebilirdi. Beşiktaş, Gökhan’dan 1 sene daha yararlanır, ve sonra kapının önüne koyardı.

Fakat, zannetmiyorum ki; Mustafa Denizli’nin onayı olmadan bu iş bu şekilde sonuçlansın.
Denizli, Alaçatı’dan “Gökhan Zan kalsın Lan” diye bağırsa, Gökhan Zan Beşiktaş’ta 10 sene kalır.
Fakat Yıldırım Demirören bu olayı güzel bir dille açıklayamazsa veya kendine çeviremezse, Mehmet Topuz olayından dolu olan taraftar iyice içini dökecektir.
Aslında sağlıklı Beşiktaşlı hem Topuz’un, hem de Porselen Zan’ın peşinden bir gram bile gözyaşı dökmeyecektir.
Sağlıklı olanlar belki şu an, ilk Fenerbahçe maçında “Bilmem kaç numaraaaa, Mehmettttttttt” anonsuna 50000 kişinin aynı anda “Topuzzzzzzz” diye bağırmasını, ilk Galatasaray antrenmanında kulüp doktorunun “Gökhan Zan dişini fırçalarken humerus kemiğini kırmıştır.” açıklamasını beklemektedir.

, , , ,

Yorum yok

Fener Bu, Hem Sever Hep Döver.

Efes Pilsen son maçta Fenerbahçe’ye 79 sayı attı, şampiyon oldu ve dayak yedi. fy372ih8uv

Herkes farkındaydı ki, maç bitince sahaya koşup tekme atan o fıçı görünümlü arkadaş, 79 tane fıçı efes devirip maça gelmişti. Malesef, Allah’ın sopası yok fakat tribünün sopası var.

Geçen haftaki o Adana Adliyesi görüntülerine benzeyen final maçından bahsetmeyeceğim, merak etmeyin. Kill For You, Roberto Carlos, “6 Kasım’da 6-0” formalı basketbol seyircisinden de bahsetmeyeceğim, yine merak etmeyin. “Kendini bilmez birkaç taraftarın yaptığını koskoca Fenerbahçe’ye mal etmemek lazım” klişesinden bahsetmeyeceğim, hiç hiç merak etmeyin.

Çünkü kendini bilmez taraftar sayısı Türkiye’de 6-7’dir. Bizim sokakta bir amca var, onla beraber 8. Kaynımın kayınçosu, 9. Bir de Rambo var, 10. Bunlar topu topu 10 kişi.
Bu arkadaşlar şansa o maça hep beraber gitmişler ise olay çıkar. Biri eksik olsun, başkanlar fair-play ödülü alır.

Fakat bir gerçek var ki;
Her ne kadar Fenerbahçeli taraftar 4-0’lık Samsun maçından sonra antreman basıp Müjdat’ı, Arap İsmail’i sopa ile kovaladıysa da, Rüştü’yü cipinde tekmelediyse de, kesinlikle bu tür olaylar sadece Fenerbahçe’ye has birşeydir diyemiyorum. Çünkü daha bir kaç sene önce Beşiktaş tribününde gencecik çocuk öldürülmüştü, Trabzon’da taş yağmıştı, Sami Yen’de tribün çökecekti vs…
Zira, bu sorun sosyoloji temaları içerdiğinden iddia ediyorum, Türkiye’de F1 takımı kurulduğu anda, birkaç kendini bilmez piste girer Button’a balata saplar, Kovalainen’i kovalar, Alonso’yu da rüzgar tüneline sokar. Allahtan adamlar final maçını görmüşler de, F1’i kapatıyorlar.

Burada tek suçlu Efes’tir. Efes’in en büyük suçu Fenerbahçe’yi yenmektir.
En suçsuz da o tekme atan arkadaştır.
Çünkü yöneticiler geçen sene onu ve onun gibileri doldurmuş, yarı final demiş, kupa sözü vermiş, 3 sene şampiyonluk demiştir.
O arkadaş süper kadro diye kombine almış, fakat karşısında Emreciksin’i, Belezoğlu’nu, Ali Bilgin’i, Burak’ı, Güiza’yı bulmuştur. Taraftar sinirlidir, çünkü kandırılmıştır. Taraftar sinirlenince o an karşısına ilk çıkana, zenci de olsa, beyaz da olsa girer.

Kandırılmak ve Efes deyince aklıma bir şey geldi.

Geçenlerde ETS ile Bodrum Voyage Charm’daydık.
Manzara süper. Deniz süper. Kaleye karşı eşini al, rakını al, buzunu al.
Otel ultra herşey dahil, limitsiz yerli yabancı içki.
Ama yalan da limitsiz.

Bira istiyorsun, Efes ücretsiz, diğerleri ücretli.
Nasıl olur? Limitsiz yerli yabancı içkideki olaya bak.
Efes de Efes değil zaten.
Sahildeki barda fıçı bira var, şişe bira yok.
Gittim sordum, şişe bira yok mu dedim?
Yok dediler.
Sonra öğrendim ki, resepsiyondaki barda varmış.
Her yarım saatte bir 5 kat yukarı çıktım. Garson resepsiyondan getirmiyor çünkü. Anam ağladı.
Sabah açık büfeye girdim. Taze portakal suyu alayım dedim.
2.5 TL dediler. Ne parası dedim? Taze portakal suyu paralı dediler.
Yahu, mayomun içide bozuk para mı taşıyacağım ultra herşey dahilde?
Tamam, mayoma da bazı şeyler dahil fakat sınırsız bir yere gelmişim parayı nereden bulayım sabah sabah? Ayrıca niye para getireyim?
Votka istiyorsun, sadece bir marka var. Viski istiyorsun, bir marka var. Onunda ismini ilk defa duydum. Diğer bildiğin bütün markalar ekstra.
Alakart restoranına gittik. Tatsız tuzsuz bir kavun geldi. Biraz daha istedik. Menüde kavun bu kadar dediler. Yahu yukarıda sınırsız kavun var, git getirsene. Getirmiyorlar. Ben rakıya kızarmış ekmek mi banayım? Öyle kaldık.
Sabah bir peynir yedik. İnanılmaz lezzetli.
Bir baktım, akşam o peynirden yok.
Dedim, “Sabah bir peynir vardı, rakı ile iyi gider, o peynirden kalmadı mı?”
Dediler, “Ağabey, o peyniri akşam çıkartamıyoruz. Yasak.”
Zannedersin, Tümen Komutanı emretmiş.

İşte aynı Fenerbahçe.
Dışardan müthiş transferler, paralar, pullar, altın karmalar, imza şovlar.
İçine bir giriyorsun, Uğur Boral, Maldonado, Deniz Barış.
Soruyorsun, yıldız transfer yok mu?
Var işte, 30 milyonluk Mehmet Topuz diyorlar.
Başka yok mu, diyorsun.
Yok ekstraya girer, diyorlar.

,

1 Yorum

Aziz Yıldıvıınnnn…

Aziz Yıldırım, Mehmet Topuz’un imza töreninde anlamlı konuştu; “Bir transferin nasıl yapılacağını bu transfer öyküsünü hep beraber yaşadığımız günlerin sonunda mutluluğa nasıl ulaşılır bunun bugünkü burda göstergesini hep beraber yaşayarak gösterecez.”

Pazar günü ÖSS’de çıkan bir sual.
Yukarıda, 3000 çoluk-çocuğun, işsiz-güçsüzün güzellikle katıldığı öğlen sıcağındaki o imza töreninde anlatılmak istenen nedir, lütfen anlatım bozukluğunu ve imla hatalarını düzeltin, cümleyi öğelerine ayırın.

Ya da durun, siz hiç zahmet etmeyin, geçen senelerden ayrılmışı var.
Hırs + intikam duygusu + başarısızlığı unutturma telaşı + amatörlük + şovbiz + aşırı kişiselleşmiş ego = 30 milyon Türk Lirası.

Bunlar her sene başında Aziz Yıldırım ile yaşadığımız şeyler.
Peki Mehmet Topuz’u ayırınca ortaya ne çıkıyor?

Ben Beşiktaş forması giymedim sadece tuttum, 1 yıl gerekirse oynamam, 50 milyon verseler gitmem, bunları bana zorla söylettiler, Beşiktaşlılar beni Antalya’da bloke ettiler, Fenerbahçe hakkaten büyük kulüpmüş, geçmişe sünger çektim, şimdi rahat uyuyacağım = Senelik 4 milyon.

Evet, Mehmet Topuz iyi bir topçudur. Sağlamdır, fiziklidir, kaptandır.
Evet, Fenerbahçe’nin en büyük eksiği de kadro darlığıdır, çünkü Fenerbahçe’nin yedek kulübesi Uçan Balon çocuk yuvası gibi olmuştur.
Evet, Türkiye’den artık alınacak futbolcu da kalmamıştır, veya Mehmet Yıldız’dan Özer Hurmacı’ya kadar topu topu 10 futbolcu vardır.
Evet, Fenerbahçe Avrupa’da başarılı olmak istiyor ise öyle bir takım kurmalıdır ki, yedek kulübesinde en az bir Mehmet Topuz, bir Mehmet Yıldız ayarında futbolcu olmalıdır.
Fakat bu kadar artist adamın bulunduğu, Emre Belözoğlu-Selçuk-Mehmet Topuz-Alex-olası bir Aurelio-olası bir yabancı orta saha transferinde kimi kesersen kes, küsmeler, eldiveni yere atmalar, su şişesi fırlatmalar, homurdanmalar, tripler anında başlayacaktır.
Ve zaten son hareketlerinden sonra Mehmet Topuz bu konuya en uygun örnek futbolcu değil midir?
Bu gibi durumlarda ya erkek gibi ilk 11e transfer yapılmalı ki gerisi yedek iken ses çıkarmamalı, örnek: Poulsen, Appiah
Ya yedek kulübesine uygun fakat ilk 11 görünümlü, karakterli bir oyuncu alınmalı, örnek: Mehmet Topal,
Ya da rahmetliyi bile oynatabilen, Zico gibi “kaypak ama sempatik” bir teknik direktör ile başlanmalıdır.
Bütün bu bilgilerin ışığında yedek kulübesine veya tribüne sessizce gidecek ilk oyuncu Deniz Barış’dır. Tabi bu arada takımda daha Uğur Boral dururken Poulsen’i, Mehmet Topuz’u almak ne kadar mantıklıdır, o da ayrı bir makale gerektirir.

Peki en yukarıda bahsedilen ve her sene karşılaştığımız bütün bu anlam bozuklukları nasıl düzelir?
Bir kişi düzeltebilir.
Bkz. Aykut Kocaman.

Aykut Kocaman, spor direktörü olarak fütursuzca transfer yapılmasına dur diyebilecek mi bilinmez ama en azından Fenerbahçe belki Atilla Kıyat Paşa’dan sonra, biraz da Ali Koç’tan sonra, ilk defa ne dediği anlaşılır bir personele sahip olacak.
Fakat Aykut Kocaman ve Aziz Yıldırım’ın yönetim tarzı birbirlerine o kadar zıt duruyor ki.
Para olmadığını anlayınca Rijkaard’ın, Yusuf’u sağbek oynatmaya başlayınca Mustafa Denizli’nin gittiği gün bir şekilde Aykut Kocaman da istifasını verecektir. Çünkü spor direktörlüğü ile spor diktatörlüğü iki yan yana gelmez yönetim şeklidir.

Yine de Aziz Yıldırım teorik olarak yapılması gerekeni çok süratli bir şekilde yaptı ve Daum+Aykut ikilisini göreve getirdi.
Daha sonra Bilica transferi geldi.
Sonra Mehmet Topuz…
Ve dün gece bu satırları yazarken Fenerbahçe’nin Özer Hurmacı’nın imzaladığı haberi geldi.

Aziz Yıldırım’ın hızına kimse yetişemiyor.
İtiraf edelim, Aziz Yıldırım rakip başkanları biraz solladı. Hem de havalı kornası ile.

Umarız bu hızla bir yere toslamaz.
Umarız araba kullanırken futbola da karışmaz.
Umarız Daum’un 3 sene önce niye gönderdiğini hatırlar ve umarız Denizli maçında yedek kulübesinde pardon Uçan Balon çocuk yuvasında Serkan Balcı’nın ağlamasını hiç unutmaz.

Emrah Öner.

Related Posts with Thumbnails

Yorum yok