TSL kategorisi arşivi
Mağlubiyet Seni Bozmasın…
Nurhat Abi tarafından, TSL kategorisi altında, Ekim 9th, 2009 tarihinde gönderildi

Teknik Direktör olmak zor bir meslektir, nankör iştir. Şans kartlarının hep bir cebinde bulunması gerekir. Bu meslekte uyanık olanlar, gitme zamanının geldiğini önceden sezerler ve bavulunu toplamaya başlarlar. Şöhret ve başarının elinde tutsak olup başı dönenler de, postalanacakları günü kestiremezler.
Güzel örneklerden birisi Mustafa Denizli hocamızdır. Akıllıdır, hisleri kuvvetlidir, zamanı geldiğinde, şampiyonluk yaşadığı bir sezonun sonunda bile apolatine zarar gelmeden gider. Bu işin şöhret tutsaklığı tarafı ona hiç uymaz aslında, fakat bu sezon başı birilerinin ısrarına dayanamayarak bu durumun içine çekilmiştir.
Taze bir örnek de, Sivasspor’u 2006’dan bu yana nerelere taşıdığı malum Bülent Uygun’dur. Demeçleri ve duruşu pek çok kişiye itici gelmesine rağmen, ligdeki düşük bütçeli başarıları onu Türk futbol tarihine yazmıştır. Sonunda şöhretin dayanılmaz cazibesi ve şans dediğimiz faktör ters yönde çalışınca istifa kaçınılmaz olup, zamanında bir hamle yapamamanın altında kalmıştır.
Fatih Hoca da karmaşık bir örnektir. 1996-2000 yılları arasında, 1990’dan beri emek verip büyüttüğü, alt yapıdan taşıdığı, savaşan gençler ve Taffarel, Popescu ve Hagi’li kadro onu İmparatorluğa taşıdı. Zamanlamayı güzel yapıp 2000 yılında, UEFA şampiyonluğunun ardından Avrupa’ya gitti. 2 sene sonra tekrar geri dönerek herşeyi alt üst etti. Çok eleştirildi, sağlam darbeler aldı basından, fakat memlekette düşlere girmemiş başarılar onu bir daha imparator’luktan indirmeye yetecek gibi görünmüyor.

Futbolda hep bugün var. Başka hiçbir şeyde olmadığı kadar bugün gerekiyor başarı. Geçmiş tarih, gelecek umut, bulunduğumuz gün ise gerçek.
Çok zor çok. Bir galibiyet göklerde, bir beraberlik yerlerde.
Kazandığınız her maç, aldığınız her kupa, her şampiyonluk sizi iyi bir takıma yaklaştırıyor. Bir mağlubiyet ise bunların hiçbirini kurtaramıyor.
Frank Rijkaard da apoleti ile geldi, imzasını attı. İyi giden maçlar kariyeri ile birleşince daha büyük, abartılı söylemler, övgüler getirdi. İşte mağlubiyet geldi sonunda, kopan yaygaranın haddi hesabı yok. İşler ters gitse de, onun kredi sıkıntısı olmayacaktır uzun bir süre için, yine de alışageldiğimiz görüntüler süsleyecek bu yolu. Abartılı alkışlar, aşırı sevgi methiyeleri, ayarı kaçmış tezahüratlar hepsi bu yolculukta var.
Unutmadık ki gelenlerin hiç birini, hepsi omuzlarda geldi.
Zeman’lar, Jean Tigana’lar, Vicente Del Bosque’ler, Nevio Scala’lar, Luis Aragones’ler hepsi davul zurna ile karşılandı. Rıza Çalımbay’lar, Ertuğrul Sağlam’lar, Bülent Korkmaz’lar, Rıdvan Dilmen’ler hepsi kulüplerimizin evlatlarıydı, daha çok sabır beklenirdi onlar için.
Hiçbiri olmadı. İsim, kariyer, renkdaşlık bu işin ancak gelişi ile alakalıydı. Giderken böyle özellikler hiç birinde aranmadı. Çoğunun ömrü kelebeğin ömrüne benzedi.
Hep zor meslekti, bundan sonrakiler için de zor olacak…
Metin-Ali-Feyyaz
Şu günlerde en büyük problemi Beşiktaş’ın gol atmak. En çok tartışılan eksikliği Mustafa Denizli’nin. Hoca bunları izletsin Nobre,Bobo ve Nihat üçlüsüne, ilaç olur belki. Bugün arkadaşlarla konuşurken aklımıza geldi. Baktım videosu da var, yayınlayalım hatırlatalım istedim. Belki dünya futbol tarihinde de tektir, resmi bir maçta 3 futbolcunun hatrick yapması.
Beşiktaş-Adana Demirspor: 10-0, Goller: Ali Gültiken (4), Metin Tekin (3) ve Feyyaz Uçar (3)
Galatasaraylı Blog Yazarlarının Eleştiriye Tahammülsüzlük Durumu
Evet, artık herkes biliyor; bloglar yazarlarının özel alanlarıdır ve blogger’lar istediklerini yazma özgürlüğüne sahiptirler. Aynı şekilde insanlar da herhangi bir blogu okuma veya okumama özgürlüğüne sahiptirler. Dolayısıyla “Beğenmiyorsan okuma kardeşim” yaklaşımı da sonuna kadar haklıdır, lafım yok.
Ancak, bir blogu okumama özgürlüğüne sahip olduğumuz gibi, okuduklarımızı eleştirme özgürlüğüne de bir o kadar sahibiz, değil mi?
Önce Galatasaray’ın hakkını teslim edelim. Galatasaray’ın son 3 senedir yaptığı transfer hamleleri ile Türkiye standartlarının çok üzerinde bir takım kurduğu çok açık. Özellikle Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısından sonra, son yıllarda yaptığı yıldız transferleri de referans alarak Fenerbahçe’den beklediğimiz atılım, sürpriz bir şekilde Galatasaraydan geldi. Önce Lincoln, Linderoth, sonra Kewell, Baros, en son ise Elano, Keita, Leo Franco transferleri ile 3 senede kadroda devrim yaptı Galatasaray. Ama asıl devrim kulübede gerçekleşti; ben de dahil olmak üzere hepimizin çocukluk kahramanı Rijkaard, Neeskens ile birlikte mantalitede devrim yapmaya geldi. Neyse, bu yazdıklarımı bilmeyen kimse yok, uzatmıyorum.
Mesele şu ki, son günlerde düzenli olarak takip ettiğim veya şans eseri denk geldiğim birçok blogda benzer yazılar ile karşılaşıyorum. Önce Sturm Graz beraberliği sonrasında Rijkaard’ın eleştirilmeye başlanması neredeyse tüm Galatasaraylı blogger’larda benzer tepkiye yol açtı; “Galatasaray’ı eleştirmek için fırsat kolluyorsunuz!”. Sonrasında Ankaragücü hezimeti gelince artık Rijkaard eleştirileri dozunu yükseltmeye başladı ve artık Rijkaard’ın yanında Elano da hedefteydi. Burada kabul etmek lazım, bazı basın organlarında eleştiri sınırları aşıldı, saçmalayanlar oldu. Ama yapıcı veya yıkıcı, iyi veya kötü niyetli tüm eleştiriler Galatasaraylı blog yazarlarında aynı tepkiyle sonuçlanmaya başladı; “Herkes Galatasarayı yerden yere vurmak için yer arıyor!”.
Bu artık standart bir tepkiye dönüştükten sonra ise benim dikkatimi çekmeye, beni rahatsız etmeye başladı. Şimdilerde dikkat edin, özellikle Rijkaard ve Elano, biraz da Mehmet Topal için “eleştirme – eleştireni eleştirme” savaşı devam ediyor.
Eleştirilerin dozu hakkında Galatasaraylı yazarların haklı olduğu noktalar yok değil. Bu zaten Türk basınının, hatta Türk insanının genel sorunu. Linç etmeyi, aşağı çekmeyi seviyoruz. Del Bosque, Aragones, Guiza, Nihat, Lucescu, Skibbe vs… Bunların hepsi linç edildi Türkiye’de. Ancak benim son zamanlarda okuduğum yazıların bazıları (hepsi değil), eleştirinin dozuna değil, doğrudan eleştirilmeye karşı durduğu için çok ama çok samimiyetsiz duruyor. Sinirlenmiş bir fanatiğin yazdığı, altı boş bir yazıya dönüyor okuduklarımız.
Galatasaraylı taraftarlar şu anda güzel bir rüyada. Önemli yıldızlarla dolu kadrosuyla, Türkiye’ye gelmesine hala inanamadığımız ve aramızda olduğu için gurur duyduğumuz Rijkaard’ıyla Galatasaray, taraftarını bulutlara çıkardı. Şimdi ise arkadaşlar oradan hiç inmek istemiyorlar.
Ama ne yazık ki, işler öyle yürümüyor…
Anadolu Takımı Taraftarı Olmak…
Süpermarketlere inat bakkaldan alışveriş yapmaktır Anadolu takımı tutmak.
Süpermarkette her türlü ürünü değişik markalarıyla, türlü promosyonlarla bulursunuz ama mahalle bakkalınızda bulabildiğiniz ürüne sadece bakkal amcanın tanıdığı toptancının dağıttığı marka ile ulaşabilirsiniz. 3 büyükler dediğimiz takımlar her mevkiye alternatifleriyle türlü oyuncuları alırken Anadolu takımları kısıtlı bütçeleriyle teknik direktörlerinin kankası olan menajerlerin topçularını alırlar. İstanbul takımları şampiyonluk peşinde koşarken Anadolu klüpleri bu sene düşmesek korkusunu hep yaşarlar. Bakkal amcanın bu sene de dükkanı iflas ettirmesek korkusudur bu korku.
Süpermarketlerin katalogları vardır, kapınıza bırakılır; internetten, TV’den bile alışveriş yapabilirsiniz. İstanbul takımlarının maçları her hafta canlı yayınlanır, Pazar akşamları yorumcular nefesi tükenene kadar, geyikten bıkana kadar yorumlarlar, ama Anadolu takımlarının maçlarını bırakın canlı yayında izlemeyi özetlerini bile gecenin sonunda iki dakikaya sıkışmış halde görebilirsiniz. Radyodan maçları dinlemek bir alternatifti Lig Radyo önceleri -her maç netten yayınladığında-, ama şimdi TRT spikerinin “şimdi de mikrofonlarımız falan şehirde” lafının ucunda kaldı bu seçenek. Açarsınız canlı sonuç veren bir siteyi malak gibi bakarsınız ekrana bir değişiklik olacak mı diye. Bakkal amca nasıl kataloglar bastırsın, kime reklam versin ki? Evine yakınsa senin bakkalındır o, tercih edersen.
Bu benzetmeler böyle uzar gider, Büyüksehir Belediye’yi müşterisi olmayan ama arkası sağlam süpermarket yaparsın; yaşlanmış küskün oyuncuları bakkaldaki bozulmuş çikolata yaparsın; hem bakkaldan hem süpermarketten alışveriş yapan insanları gösterirsin vs. vs.
Sonuca gelelim, o zaman insanlar neden bakkaldan alışveriş yaparlar? Cevap yakın olduğu için olabilir; pijamalarınla, her istediğinde ulaşabilirsin bakkala . E o zaman sormazlar mı adama sen İstanbul’da yaşıyorsun, neden Eskişehirspor fanatiğisin diye? Gidebiliyor musun stadına her maça? İşte bu nokta mantığın bitip maneviyatın başladığı yerdir. Ayrı bir tadı vardır o bakkaldaki bozuk leblebi tozunun, o bakkal amcanın şirinliği herşeye bedeldir, belki de bir vefa borcun vardır bakkala, bakkalın hizmet ettiği mahalleye. Ya da anti emperyalistsindir, belki de mazoşist.
Bir Anadolu takımı taraftarı olarak net bir cevap bulamıyorum. Sorunun cevabı var mıdır bilinmez. Hatta “Hangi takımı tutuyorsun?” sorusuna verdiğin cevaba rağmen sorulan “3 büyüklerden hangisi” sorusu kadar saçma bir sorudur bu ama, kesin olan şey Anadolu takımları ve onların müthiş taraftarı olmadan Süper Ligin tadı olmaz ve Anadolu taraftarı olmanın da tadı tarif edilemez.
Ben gideyim bakkaldan bir ekmek alayım…
Acun Yine Vurdu Voliyi..
Acun Ilıcalı pek sempatik bulduğum bir insan değildir. Hatta işin doğrusu, hiç sevmem kendisini. Ama zekasına ve yaratıcılığına saygı duymamak elde değil. Yine yaptı yapacağını, bu sefer de futbol konulu harika bir program yarattı. Programın adı Devler Ligi. Gençliğimizde izlediğimiz, sevdiğimiz veteran futbolculardan kurulu kadrolar ve aralarında yapacakları turnuva. Fikir harika, isimler harika. Ne diyelim, helal olsun…
Bilmeyenler için takım kadrolarını verelim;
Turuncu Takım: Sergen Yalçın, Gökhan Keskin, Recep Çetin, Ömer Gülen, Kaan Dobra, Sait Cemre Özbalkan, Hakan Yurtvermez, Erkan Avseren, Çetin Kahraman
Sarı Takım: Elvir Boliç,Yaşar Duran, Saffet Akbaş, Cem Pamiroğlu, Saffet Sancaklı, Atilla Güneş, Kemalettin Şentürk, Zafer Tüzün, Tarık Daşgün
Kırmızı Takım: Pierre van Hooijdonk, Nurettin Yıldız, Taygun Erdem, Semih Yuvakuran, Hakan Tecimer, İlker Yağcıoğlu, Sercan Görgülü, Elvir Baliç, Şenol Ustaömer
Yeşil Takım: Tanju Çolak, Hayrettin Demirbaş, Ergün Penbe, Osman Akyol, Mert Korkmaz, Tayfun Hut, Soner Tolungüç, Hamza Hamzaoğlu, Taner Alpak
Mavi Takım: Hakan Ünsal, Ahmet Bulut, Bekir Gür, Ümit Davala, Vedat İnceefe, Ahmet Yıldırım, Uğur Tütüneker, Saffet Akyüz, Mehmet Gönülaçar
Beyaz Takım: Pascal Nouma, Zafer Öğer, Rahim Zafer, Fikret Demirer, Zeki Önatlı, Bayram Bektaş, Tayfur Havutçu, Yusuf Tokaç, Metin Uzun
Ve tanıtım videosu;






Son Yorumlar