Kazanan 5′li
| 14.11.2010 | 16:00 | Bari – Parma | 2,5 Alt-Üst | 2,5 Altı | 1,58 | - |
| 13.11.2010 | 19:30 | Stoke City – Liverpool | 2,5 Alt-Üst | 2,5 Altı | 1,64 | PL TV |
| 14.11.2010 | 22:00 | Valencia – Getafe | Maç Sonucu | 1 | 1,63 | NTVspor |
| 13.11.2010 | 20:00 | Bordeux – Nancy | Maç Sonucu | 1 | 1,77 | - |
| 14.11.2010 | 16:00 | Gençlerbirliği – Beşiktaş | Çifte Şans | 1X | 1,68 | Lig TV |
| Toplam Oran | 12,56 |
Bu hafta Hexagoal yazarlarının ortak kuponunu sizlerle paylaşıyorum… Oranlar Yurtdışı siteden.
Herkese bolşans…
.
.
Haftanın Panoraması
Emrah tarafından, Emrah Öner, TSL kategorisi altında, Kasım 10th 2010 19:43 tarihinde gönderildi

Türkiye Ligi, yine bildiğiniz gibi.
Keyifsiz, zevksiz, heyecansız.
Yıllardır da bildiğimiz senaryo.
Üç büyüklerin diğer takımlarla puan farkı her hafta açılıyor, Anadolu takımları arkadan yetişemiyor, sonra diyoruz ki Türk Futbolu niye bu durumda?
Nasıl bu durumda olmasın?
Mesela, 9.sıradaki Galatasaray.
Yahu bu takım 3 büyüğe nasıl yetişsin?
Stadı yok, parası yok, pulu yok, seyircisi yok, sağlık kurulu bile yok.
Ahı gitmiş, vahı bile kalmamış, o da gitmiş.
Başkanı cahil, futbol şubesi cahil, futbolcusu cahil.
9.luk bile bence bir başarı.
Sen Federasyon olarak yardım etmiyorsun, sonra adamlar ucuz transferler yapıyor.
Federasyon, Türk Futbolu’nu düşünüyorsa, acilen 6+2+2+4+18’i getirmesi gerekir.
Fakat burada Arda diye bir çocuk var.
3 büyükler ne yapıp edip, bu çocuğu gündemlerine almalılar.
Biraz tahsili, terbiyesi zayıf ama yapacak bir şey yok.
Genel olarak Anadolu’nun sosyoekonomik durumu böyle.
Mesela, Beşiktaş…
Kaç kere söyledik, Anadolu kulüpleri toplama takım yapmamalı diye.
“Bize sadece 35’te geliyorlar” diye Nihat’ı, Aurelio’yu aldılar.
Tamam sen Anadolu kulübüsün, kapasiten küçük olabilir, ama niye gençlere yönelmiyorsun?
Senin tek hedefin, futbolcu yetiştirip 3 büyüklere, yani Trabzon, Bursa ve Kayseri’ye futbolcu satmak olmalıdır.
Başka bir şey olamaz.
Bence başkan daha bunu anlayamadı.
Beşiktaş’da ise Quaresma diye genç bir çocuk var.
Helal olsun yönetime.
Nereden buluyorlar böyle futbolcuları, hayret valla.
Göreceksiniz, bu çocuk daha iyi yerlere gelecek.
Ve Fenerbahçe…
Belki de bir tek Fenerbahçe’nin taktiği doğru işliyor.
Sistemli, disiplinli, taş gibi bir Anadolu takımı.
Bu takımı öyle kolay kolay kimse yenemez.
Büyük maçlarda çok iyi kapanıyorlar.
Zaten 3 büyüklerle bütün maçları kafa kafaya oynadılar.
Ve Bursa’dan aldığı 1 puan çok önemli.
Trabzon ve Kayseri maçı biraz şanssızdı.
Hakem faktörü de maalesef çok büyük.
3 büyüklerin kollandığı bir ligde Anadolu kulüpleri çok zor bir yere gelirler.
Fenerbahçe, diğer Anadolu kulübü takımlarla oynadığı maçlara daha fazla asılıyor.
3 büyüklerden kaybettiği puanları onlardan çıkarıyor.
Bu da iyi bir şey.
Kısacası ben bu Fenerbahçe’yi çok sevdim.
Dört gözle maçlarını takip edeceğim.
Ve helal olsun Aykut Hoca’ya.
Tam bir Anadolu çocuğu.
Ve çok iyi bir takım yaratmış…
Yakında Aykut Hoca’yı 3 büyüklerde teknik direktör olarak görebiliriz.
Söylemedi demeyin.
Haftaya, 3 büyük kulübümüz Trabzon, Bursa ve Kayserispor’u yakından inceleyeceğiz.
Olağanüstü statlarıyla, trilyonluk transferleri ile, popüler başkanları ile, Serkan Balcı’nın Ferrari’si ile, Ergiç’in yatları ile, Şota’nın katları ile 3 büyük nasıl olunuyor onu inceleyeceğiz.
Esenle kalın.
Ya Ayvırsın, Ya da Ayrılırsın…
Emrah tarafından, Emrah Öner, TSL kategorisi altında, Kasım 3rd 2010 18:39 tarihinde gönderildi

İşte Türk Futbolu’nun kahpe yüzü…
Hani derler ya, İstanbul’un havası hayat kadını gibidir.
Bir açar, bir kapar diye.
Onun gibi bir şey…
Mesela…
Dış hatlardan Rijkaard gidiyor, yanında gözü morarmış Neeskens var.
Kapıdan içeri, frişap’tan rakısını almış Hagi giriyor.
Dış hatlarda Teofilo pijaması ile oturmuş, hanımı portakal soyuyor.
O sırada Iverson pasaport kontrolünden geçiyor.
En basitinden 10 sene önce Galatasaray yüksekten uçardı.
Şimdi THY United, sadece Bursa için geliyor.
İç hatlar zaten köprü gibi.
Sabah 6’da bile yoğun…
Mesut Bakkal ile Rıza Çalımbay Spor Toto CIP Lounge’da karşılaşıyorlar.
“Soyunma odasında benim sigarayı unuttum hocam. Sonra gönderirsin. Ya da sen kendin getirirsin. Ya da 2 aya bekle, ben gelir alırım.”
Yılmaz Vural’a onlayn çek-in yaptırmışlar, o da gidecek gibi.
“Oynayın layn!” diye bağırıyor adam da…
Fakat Ziya Doğan’a da aynı koltuğu vermişler.
Kabin amiri bir şeyler ayarlamaya çalışıyor.
“Kabin Krüv, kros çek” falan diyor.
Öyle bir sistem ki, yeni meslekler de icat ediyor.
Havalimanında yaşayan, içeri her gireni omuza alan hırdavatçılar…
Sonra ortalıktan toz olan ferforje beyinler…
Her gün sabahtan Rijkaard’ın, Schuster’in, Aykut’un Kocaman’ın bavulunu hazırlayan duayen belboylar…
Futbolcuya lazer tutan adama kamera tutan kameramanlar…
İşte bütün bunların arasında Iverson’u getirdi Yıldırım Demirören.
Nasıl getirdi, niye getirdi, kimin aklına geldi, bana sormayın. Ben bilmiyorum.
Zaten bence kendisi de bilmiyor, Iverson da bilmiyor.
Bu sene başkanın kafasına “yararlı ama tribün transferleri” diye bir şey kim soktuysa esas ben onu arıyorum.
Bu cevabı bir tek o biliyor.
Fakat, Yıldırım Demirören şunu biliyor,
Güzel kumar oynuyor.
Tıpkı Schuster gibi…
Fi Yapı, Guti, Q7, Q3 Necip, Fatih Tekke, Aurelio derken, en son olarak Iverson…
Bunların son kozu olduğunu biliyor.
Ama Yıldırım Demirören, şunu daha iyi biliyor;
Avrupa Ligi gidince, eğer “Son iki” kupa gelmezse, seneye yeni transfer “Rıfkı” eline geliyor.
Derbinin Ardından…

Aykut Kocaman; Seyirci gazı ve psikolojik üstünlükle saldır saldır oynayarak, ilk 15 dakikada Galatasaray’ı ezen Fenerbahçe yerine, çekinerek oynadı, 20 dakikadan sonra Galatasaraylı oyuncular puan alabileceklerine inandılar. Maça çok geç müdahale etti.
Elano; Caner’i fena harcadı bir pozisyonda. Bu adam iyi mi kötü mü bir anlamadık demiyorum, kendisi anlatamadı diyorum. dedim.
Neil; 4 kere sarı kart görmeliydi, hakem vermedikçe o kaşındı.
Pino; “Hagi’den vur emri”
Stoch-Dia-Alex; “Hocam, Ali hasta olduğu için gelemedi”. Yoktular.
Hakemler; Galatasaray’a karşı hiç olumsuz bir karar vermedi, ama Fenerlileri isyan ettirecek kararlar verdi diyebiliriz.
Penaltı. Ofsaytlar. Kırmızı Kart.
Fenerbahçe seyircisi; Çok kötüydü. Gol gelmeyince sustular, ancak Galatasaray’lı taraftarlarların tezahüratlarını ıslıklayabildiler. Yazık, o güzel stat ve sessiz seyirci.
Tugay; Aslan yelesi gibi saçları var. Boyuyor mu acaba?
Galatasaray’ın “bazı” oyuncuları; Karakterleri ne kadar zayıfmış onu gösterdiler. Özür dileyen Sapara’ya iki kere tekme atan Ayhan’dan ne bekleyebilirsiniz ki.. Hoca göndermek.. Yazıklar olsun.
Boas Ne Arar La Bazarda ??
Serhat tarafından, Avrupa'dan Futbol kategorisi altında, Ekim 22nd 2010 16:10 tarihinde gönderildi
Aslında sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Bu adam bu yaşta Türkiye’de herhangi bir takımı çalıştırabilir mi? Daha doğru ifadeyle çalıştırmasına izin verilir mi? Türkiye’de futbol kültüründe her zaman tartışmaya açılan iki ana tema var: teknik direktör otoritesi ve A-B yanyana oynar mı? Ve ikincisi her zaman birinciden çıkacak cevapla şekillenir. Bunca yıldır Sergen-Tümer, Sergen-Mehmet Özdilek, Delgado-Tabata, Alex-Emre, Lebron-Wade tartışmaları alır yürür ama gerisi gelmez. Onları oynatacak olan da teknik direktördür denir ve konu saçma sapan sipor yorumcularının dilinde hiçbirşeye bağlanmadan havada kalır.
Şimdi fotoğrafa bakarsak bugün Boas gelse; Hakan Şükür’ün çirkin egosu, Sergen’in ben yıldız topçuyum havaları, Hasan Şaş’ın çirkefliği altında ezilmez mi? Ezilir, hem de öyle bir ezilir ki. Bugün yorumculuk yapıp akıl veren bu sporcu eskilerini oynadıkları dönemde de hatırlıyoruz. Bugün “Futbolcu teknik direktörün kararlarına saygılı olmalıdır” diyen Hakan Şükür, futbolculuğunda teknik direktör kellesi almadı mı? Bugün “Futbolcu kendine bakacak, antremanları ciddiye alacak, düzenli uyuyup düzenli bir hayat yaşayacak!” diyen çok bilmiş Sergen Yalçın, 20 kg fazlası ile maça çıkmıyor muydu? Bugün “Futbolcu hırsına yenik düşmeyecek” diye destursuz şeyler söyleyen Hasan Şaş, hırsından hakem dövme noktasına gelmedi mi? Şimdi bu kadar şeyden sonra, futbolculuktan gelmeyen Boas, bu adamlara nasıl hakim olacak, saygısını kazanacak?
On yıl sonra Boas’ın nerede olabileceğini az çok tahmin edebiliyoruz? Peki ya, Sergenler, Hakanlar, Hasanlar, Mustafalar nerede olacak? Onu da az çok tahmin edebiliyoruz. Ya teknik direktör kuyusu kayacak ya gece saat 4′te bardan çıkarken ağzı burnu yamulmuş şekilde yakalanacak ya da hırsından titan saadet zincirlerine bulaşacaklar. O yüzden bir an önce voleyi vurmaya baksınlar, çok vakitleri kalmadı berbat yorumculuklarına tahammül için. Boas’ın Madrid, Manchester, Milano semalarından uçuşlarını izlerken. Zaten fotoğraflar çok açık değil mi? Küçülen ve büyüyen insanlar! Yazı uzadıkça sıkıldım. Şimdi dağılın hadi! “Adam haklı beyler!” dediğinizi duyuyorum.



Son Yorumlar